10/1/2007
Amentülü Şair 2
Yazar: Gökçen Göksal
‘Gül Muştusu’nu Taha’nın Kitabı ve Hızır’la Kırk Saat’ten sonra
serinin son kitabı olarak kabul edebiliriz. Şair bu kitapla geçmiş şiir
geleneğinden sıyrılmıştır. Edebi açıdan yeni kapıları aralarken,
düşünsel ve mistik açıdan da yeni deryalara açılmıştır. Gül imgesi
özellikle inancımızda zaten başlı başına bir belirlemedir Gül’ün
edebiyatımızda da ayrı bir yeri vardır. Gül bir inceliği, olgunluğu,
duruluğu ve samimiyeti simgeler. Taha’nın kitabıyla okuyucuyu serüvene
çıkartan Karakoç ‘Gül Muştusu’yla bu serüvene nokta koyar. Gül ve ölüm
arasındaki kurduğu bağlantıda buradan kaynaklanmaktadır. ‘Taha’nın
Kitabı’yla’, ‘Gül Muştusu’ arasında biçimsel olarak bir benzerlik
olduğunu söyleyebiliriz. Taha’nın kitabında Mesnevi söyleyişini,
nefesini, biçimini görebiliyoruz. Gül özellikle Mevlevi düşüncesinde
önemli bir anlam yüklemesini içinde barındırır. Karakoç ise Gül’ü daha
farklı çağrışımlar için kullanmıştır. Şair ‘Gül Muştusu’yla okuyucuya
coğrafi ve kültürel olarak ta yüklemelerde bulunur. ‘Gül Muştusu’nu
okurken bir an için dikkatinizin dağılması sizi kitabın en başına
yöneltir çünkü semboller çok ağırdır, bu sembollere yüklenen anlamları
çözmek ise başlı başına bir beceri ve uğraş gerektirir. Örneğin ‘Gül’
diriliş düşüncesinin bir simgesi olarak kitapta yer almaktadır. ‘Gül
Muştusu’yla şair düşünsel ve edebi açıdan başlattığı bir süreci bu
eserle bitirmiştir. Karakoç’un daha sonra yayınlanan kitaplarını her
açıdan bu serinin dışında kaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Şairin, 1970’li yıllarda yazdığı şiirlerinden oluşan ‘Zamana Dair
Sözler’de yine Sezai Karakoç şiirinin özelliklerini görmek mümkün.
‘Ateş Dansı’ kitabı ise imgesel yoğunluk açısından dönemi itibariyle
yazılan diğer şiirlere göre daha dingindir. Bu kitapta yer alan şiirler
biçimsel açıdan ön plandadır.
Sezai Karakoç’un şiirlerindeki İslam vurgusu Mehmet Akif ve Üstad’a
göre farklılık arz eder. Üstad Türklüğü İslam’la özdeşleştirirken,
Türklüğe ayrı bir önem atfeder. Karakoç ise tamamen İslam’a vurgu yapar
hatta Karakoç diğer inançlara da öyle bir tebliğ yapar ki işte burada
onun kaleminin gücü, gizi ortaya çıkar. ‘Alın Yazısı Saati’ kitabında
‘Bırak ben ağlayayım, Esir pazarında satılan Afganistan’a
Açlıktan milyonları kırılan Afrika’ya, Filipinler’e Habeşistan’a Eritre’ye Filistin’e
Esaret prangasıyla kıvranan Kafkaslar Azerbeycan Türkistan’a
Bütün milletlere ülkelere, ırmaklar gibi ben ağlayayım.’ dizeleriyle
Karakoç’un bütün insanlığa yaktığı bu ağıt bir İslam şairinin engin
gönlünü ve zerafetini göstermektedir. Diriliş düşüncesi bir coğrafyanın
bir milletin değil bütün Müslümanların ortak malıdır. İnsanlığa yapılan
bir çağrıdır.
Sezai Karakoç şiirinin altıncı kitabı olarak yayınlanan ‘Leyla ile
Mecnun’da ‘Hızırla Kırk Saat’’ gibi hikaye tarzında yazılmış bir
eserdir; ama şiirsel öz bu kitapta da baskındır. Şair ‘Leyla ile
Mecnun’ dan yola çıkarak muadillerinden farklı bir şey anlatmak
istemiştir. Şair ve şairler şiirlerini acılardan derleyerek
oluştururlar hele birde bir fikrin şairiyseniz, İnsanlığın içine
düştüğü bu vahim durumun acısını yüreğinizde hissediyorsanız o zaman
yapılması gereken çok şey vardır diye düşünürsünüz. İşte bu acı Sezai
Karakoç’ta bir nesil meydana getirmenin gerekliliğini oluşturur.
Karakoç ‘Leyla ile Mecnun’da her şeyin bir gün son bulacağını ve bu
sondan bir diriliş olacağı vurgusunu yapar. Karakoç, insanlığa mal
olmuş aşklar bile mutlak son bulacaktır, acılar mutlak dinecektir
derken burada çekilen acının niteliğine de değinmektedir. Sezai Karakoç
kitapta kendi kendisine neden bu konuyu seçtiğini
‘’Niçin kendini bu sarp yola vurdun
Daha iyisini mi yazacaksın içlilikte Fuzuli’den
Daha ileri mi gideceksin hayalde Nizami’den
Dah derine mi ineceksin Câmi’den
Çağın geçerakça konuları dururken
Bu ateşli işe giriştin, neden?’ dizeleriyle sorar. Bence Karakoç bu
kitabıyla hepimizin aşina olduğu Leyla ile Mecnun’dan yola çıkarak ne
olursa olsun mutlak bir dirilişin olacağına ve bu diriliş için hazırlık
yapılması gerektiğine atıfta bulunur.
Divan edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan ‘Leyla ile Mecnun’da Sezai Karakoç, gerçek aşkın Allah aşkı olduğunu
‘Tevekkülle huzur buldu Leyla, Ruhta kopan fırtınalar dindi.
Gökten gönlüne sukunet indi, Anladı ki acı tatlı soğuk sıcak
Geçmiş ve gelecek, ayrılmak ve kavuşmak Hep aynı var oluşun dönüşümleri
Aydınlanışımları ve sönüşümleri, Herşey havada döner durur
Sonunda Tanrı varlığında yok olur
Ruh hürdür vücud esir, Ruh baldır beden zehir
Ruh hürdür Tanrı aşkıyla
dizeleriyle ifade eder.
‘Leyla ile Mecnun’un orijinal metninde iki kişinin yaşadığı bir aşk
anlatılır. Bu aşk bakın Sezai Karakoç’un elinde nasıl Allah aşkına
dönüşüyor, dönüştürülüyor. ‘Leyla ile Mecnun’ bahsinde yine Karakoç’un
yazdığı bir aşk şiiri olan ‘Monna Rosa ’dan haftaya bahsetmek istiyorum.
kaynak: milligazete.com.tr