« Önceki | Sonraki »

10/1/2007

Amentülü Şair 3

Yazar: Gökçen Göksal

Karakoç, Monna Rosa şiirini bölüm bölüm olarak yayınladı; ilk bölümü 1952 yılında Hisar dergisinde yayınlanırken daha sonraki bölümleri Mülkiye dergisinde yayınlandı. Şiirin küçük değişikliklerle birlikte kitap halinde yayınlanması 1998 yılında oldu. Sezai Karakoç neden bu şiirini yıllarca görmezden geldi, sorusu edebiyatçıların ve okurların kafasına sıkça takılan konulardan biridir. Bu konuyu biraz eşeleyelim.
Sanatsal ve düşünsel yaÅŸamına genç yaÅŸta baÅŸlayarak, ürün veren kiÅŸiler ilerleyen yaÅŸlarda geçmiÅŸte yazdıkları ya da ortaya koydukları ürünleri beÄŸenmeyebilirler. Düşünsel bir üretimdeyseniz bu durum daha da can alıcıdır, sürekli olarak yeni ÅŸeyler öğrenip olgunlaÅŸtığınızda geçmiÅŸ dönemlerde verdiÄŸiniz ürünlerle aranızda bir uçurum meydana gelir. Bunu en açık biçimiyle Üstad’ın hayatında görüyoruz. Üstad daha önceki yıllarda yazdığı ürünleri ‘bir babanın oÄŸlunu reddettiÄŸi gibi reddediyorum’ diyerek hayatından çıkarmamış mıdır. Bu; yazınsal serüvene çıkan herkesin karşılaÅŸabileceÄŸi bir durumdur. İsmet Özel de bu deÄŸiÅŸime örnek gösterilebilir. İstisnasız her insanın hayatında yaÅŸadığı bir cahiliye dönemi vardır. Benim de bugünden baktığım zaman daha önceki yaÅŸantımda, verdiÄŸim ürünlerde beÄŸenmediÄŸim, eksik gördüğüm o kadar çok ÅŸey var ki. Ama beni bugüne taşıyan o yanlışlar ve eksiklikler. Benzer bir deÄŸiÅŸimi Seyyid Kutupta yaÅŸamamış mıdır?
Monna Rosa’ya baktığımız zaman ise Sezai Karakoç’un sonraları yazdığı ÅŸiirlerle ve düşünsel dünyasıyla bir paydaÅŸlığının olduÄŸunu görüyoruz. Monna Rosa’da tekrarlanan Gül imgesi Karakoç’un çok sonraları yayınlayacağı ‘Leyla ile Mecnun’ ÅŸiirinde de sıkça kullanılmaktadır. Monna Rosa ÅŸiiri lirik bir ÅŸiirdir ve içinde bolca imge vardır. Karakoç’un diÄŸer ÅŸiirlerine baktığımız zaman da bu imge yoÄŸunluÄŸunu görmek mümkün. Monna Rosa’da geçen ‘Peygamber çiçeÄŸi’ sözcüğü dahi Sezai Karakoç’un o yıllarda peygamber efendimize duyduÄŸu sevginin bir göstergesidir. Fakat bazı maksatlı yazarlar Karakoç’un bu ÅŸiiri uzun yıllar neden görmezden geldiÄŸi, kitap olarak neden yıllar sonra yayınladığı sorusuna cevap olarak Karakoç’un gençlik döneminde yazdığı bu ÅŸiirin diriliÅŸ ruhuna aykırı olduÄŸundan dolayı ÅŸair tarafından görmezden gelindiÄŸini söylemektedirler.
Åžiirden cımbızla çekilen sözcüklere iltimas edilerek Monna Rosa’yı Sezai Karakoç ÅŸiirinden ayırmak ve ayrı tutmak son derece yanlıştır.
Karakoç’un da sırf bu yüzden Monna Rosa’yı unuttuÄŸunu söylemekte yakışıksızdır.
Sezai Karakoç ÅŸiiri, öncesi ve sonrasıyla bir bütündür. Ve bu bütünlük hiçbir zaman için ayrışmamıştır. Tolstoy Rus edebiyatçılar arasında çok önemli bir isim, gençlik yıllarında yaÅŸadığı hayattan sıyrılıp, kendine çok daha farklı bir hayat seçtikten sonra kendisini hayır iÅŸlerine adamıştı. Her ÅŸeyin sevgiyle halledilmesi gerektiÄŸini fakirlere yardım ederek savunan Tolstoy, ilerki yaÅŸlarında dünya klasikleri arasında yer alan ‘SavaÅŸ ve Barış’ ‘Anna Karenina’ adlı romanları için keÅŸke hiç yazmasaydım diyecektir. Sezai Karakoç ise net bir biçimde hiçbir zaman Monna Rosa’yı reddediyorum dememiÅŸtir, yukarıdaki satırlarda izah ettiÄŸim üzere, Monna Rosa bu bütünlük içersinde yeri olan bir ÅŸiirdir.
Edebiyatçılar her zaman için farklı insanlar olmuşlardır. Sıradan insanlar gibi düşünselerdi o zaman zaten edebiyatçı olmazlardı. Sıradan insanlar olmadıkları için hayatlarının belli dönemlerinde hep bir anafor içinde bir arayışın gölgesinde olmuşlardır. Sanatçılık biraz da huzursuzluk halidir. Bu açıdan Monna Rosa, Sezai Karakoç şiirinin bir parçası nadide bir eseridir. Ve böyle kabul edilmelidir.
Karakoç üstüne yazılacak o kadar çok ÅŸey var ki; Karakoç ÅŸiirleriyle olduÄŸu kadar düşünce kitaplarıyla da yenilikleri ortaya koyan bir isim. ‘İslâm’ ‘Yitik Cennet’ ‘İslâm’ın DiriliÅŸi’ ‘Makamda’ ‘Kıyamet Aşısı’ gibi düşünce kitaplarıyla, ’Mevlana’ ‘Yunus Emre’ ‘Mehmed Akif’ gibi incelemeleriyle, hikaye ve piyesleriyle, ‘DiriliÅŸ gazetesi’ ve ‘DiriliÅŸ dergisindeki yazılarıyla, çeviri ÅŸiirleriyle düşünce sistematiÄŸini ortaya koyan Karakoç, bizlere önemli bir külliyat bırakmıştır. Hz. Ali (r.a) nin ‘İlmin zekatı onu yaymaktır’ dediÄŸi gibi o zekâtını bütün insanlıkla paylaÅŸtı. Ama maalesef toplumumuz tarafından anlaşılamadı, varsın olsun demekten alamıyor kendini insan. Bu makaleyi yazmaya baÅŸladığımda Karakoç’u ziyaret eden bir arkadaşıma onun nasıl olduÄŸunu sordum, kendisinin iyi olduÄŸunu çeÅŸitli çevreler tarafından ziyaret edildiÄŸini söyledi. Biz onu anlayamadık ama o bizi çok iyi anladı. Allah o ve onun gibi İslam neferlerine, insanlık neferlerine, mâna erlerine uzun ömürler versin.

kaynak: milligazete.com.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Arkadaşına Gönder!