« Önceki | Sonraki »

10/1/2007

Amentülü Şair

Yazar: Gökçen Göksal

Yazılması, konuşulması, anlatılması zor bir insan Sezai Karakoç. Onu ilk tanıdığım şiiriyle hatırlamışımdır hep; yıllar önce yazdığı fakat yıllar sonra kitap halinde yayınladığı şiiriyle Monna Rosa`yla. Sezai Karakoç üstüne bu güne kadar sayısız makaleler yazıldı, araştırmalar yapıldı, tebliğler sunuldu fakat onun yapmak istedikleri ve amentüsü gençlik yıllarında yazdığı ve bir ıstırabın şiiri olan Monna Rosa kadar anlaşılamadı, yaygınlaştırılamadı. Hangi Sezai Karakoç`tan bahsetmeliyim diye düşündüm bu makaleyi yazarken, imdadıma `Hızır`la kırk saat yetişti“ Sezai Karakoç bir şairdi… Sezai Karakoç üstünden uzun yıllar geçse de yazdığı şiirlerle hatırlanacak bir `mütefekkir“. Şairlik sıfatı onun mütefekkirliğini gölgede bırakmadıysa da `Diriliş Neslinin Amentüsü`nde dahi şair Sezai Karakoç`u görmek mümkün. Bu yüzden bir Sezai Karakoç biyografisi yazmak yerine yazdığı şiirlerin özlü bir tahlilini yapmayı şimdilik daha uygun gördüm.

Bu makaleyi kaleme alırken, Sezai Karakoç`un yazdığı şiirler hakkında uzun uzadıya tetkikler yapmayı düşünmedim çünkü o bu şiirleri, haklarında uzun yazılar yazılsın diye yazmadı, o bir nesil meydana getirmek için şiiri bir araç, şairliğini de bir şoför olarak seçti. Fakat `Diriliş Neslinin Amentüsü“ adlı eserin 1976 yılında basımıyla başlayan ve 1997 yılında kapanan `Diriliş Partisi`ne kadar geçen süre içersine sığdırılamayacak bir Sezai Karakoç var karşımızda.

En başından söylemek gerekir ki; Sezai Karakoç şiirini ne kadar iyi tahlil edersek edelim, şiiri hakkında ağdalı sözcükleri ne kadar çok kullanırsak kullanalım, bu Sezai Karakoç`u kavradığımız anlamına gelmez. Fakat yine de Sezai Karakoç`u tanımanın en iyi yolu kendisini ve fikriyatını anlatmak için yazdığı şiirlerini analiz etmektir. Ben bu yazımda öncelikli olarak gerek edebiyatımız gerekse Sezai Karakoç`un hayatında önemli bir yeri olan `Hızırla Kırk Saat“ adlı eseri üstünde duracağım. `Hızırla Kırk Saat` Kehf suresini yorumlayan, onunla paydaşlık kurarak surenin anlam yoğunluğunu pekiştiren bir şiirdir. Karakoç bu şiiri bir kır kahvesinde çeşitli zaman aralıklarında yazdığını dile getirmiştir. Bu kahveye her gidişinde sanki Hızır`la bir buluşma yaşadığını söyleyen Karakoç, şiirin adını da bu yüzden `Hızır`la Kırk Saat` koyduğunu dile getirmiştir. Kitabın kırk bölümden oluşması bir tesadüf değildir. Karakoç o kahveye kırk defa gitmiş ve her gidişinde şiirin bir bölümünü yazmıştır. Karakoç bu şiirinde lirik şiirden uzak durmuş, daha çok hikaye tarzında bir anlatımı seçmiştir. Bunun nedeni de Kehf Suresi`dir. Şiirsel bir dilden ziyade hikaye tarzında bir anlatım yazıya hakimdir. Bu şiirde anlatılmak istenen şey, dediğim gibi, surenin etki alanına eklemeler yapmak, yorum katmak, ona bağlı kalarak yeni çıkarsamalar elde etmektir. Şiirde sözcük tekrarlamalarına da sıkça rastlanmaktadır. Bunun sebebi de yapılan vurguyu pekiştirmektir. `Hızırla Kırk Saat“ Sezai Karakoç yazımında sıkça rastladığımız lirik şiirden uzaktır, duygu yoğunluğu, heyecan bu şiirde ön plana çıkmaz. Nedeni ise bu şiir bir gözlem şiiridir. Özellikle `Körfez, Şahdamar, Sesler` adlı kitabında 1952-1966 yılları arasında yazdığı şiirleri toplayan Karakoç`un bu şiirlerine baktığımız zaman çok daha lirik ve imgesel bir şiir yazımını benimsediğini görüyoruz. Sonraki süreçte ise şair bir nesil meydana getirme çabasıyla gelişen süreçte bu tarz şiir yazımından uzaklaşmaktadır.

Aynı zamanda şair `Hızır`la Kırk Saat“ adlı kitabından başlayarak Türk şirine yeni bir soluk katmış, bu soluğu `Taha`nın Kitabı“ ve `Gül Muştusu“ adlı eserleriyle devam ettirmiştir. Bu üç kitabın yazım diliyle Karakoç `İkinci Yeni`nin şairlerinden ayrı bir dil oluşturmuştur. 1967 yılında yayınlanan `Hızır`la Kırk Saat“ yukarıda bahsettiğimiz kitapların önceliliğini oluşturması, Karakoç şiiri açısındanda bir başlangıcı temsil etmesiyle de ayrıca önem arz eder. Bu şiirler Karakoç`un o dönem çıkardığı Diriliş adlı dergide yayınlanmadan basılmıştır. Karakoç`un kaleme aldığı `Diriliş Neslinin Amentüsü`nde geçen `Yeniden doğacaksın kıyameti yaşayıp yeniden dirileceksin` cümlesinin neye karşılık geldiğini `Hızır`la Kırk Saat“i okuyunca anlayabiliyoruz. `Hızırla Kırk Saat` bir dalış kitabıdır. Karakoç denizin derinliklerinden inci çıkarmak için dalışa geçmiş ve bunda muvaffak olmuştur. Şiirde geçen `Düş yorumu öğretmeni` imgesi bu derinlikli dalışın bir göstergesidir. `Hızırla Kırk Saat“ konuşma, bu eserden bir yıl sora yayınlanan `Taha`nın kitabı“ ise konuşturmalar kitabıdır. Diriliş sözcüğü de `Taha`nın Kitabı`nda daha bir anlam kazanır, şekil alır. `Hızır`la Kırk Saat`te şair betimlemede bulunur, bir durum değerlemesi yapar. Bu durum değerlemesine karşılık gelecek oluşumu da `Taha`nın Kitabı`nda ortaya koyar.

Taha, yeni insan, istenilen, olması gereken, ulaşılması gereken bir insan olarak kitapta karşımıza çıkar. Eleştiri vardır bu kitapta, zannettiklerimiz vardır, Taha üzerinden yapılan bir kıyaslama vardır. Diğer bir açıdan bu kitabı bir dua kitabı olarak da değerlendirebiliriz, özellikle `Bu dağdır hamd olsun, bu yaz bu insana hamd olsun. Bizi yaratana sonra öldürüp yeniden yaradana. Sonra tekrar öldürecek olana, şu dünyanın çiftçisi yapana. Yeri göğü donatana. Cehenneme ve Cennete belli bir işaret koyana hamd olsun“

Bu dizeleri okuyunca insan kendisini dua ediyormuş gibi hissedebilir, zaten yeni insan da bu hissedişten oluşturulacaktır.

Dil açısından ise `Taha`nın Kitabı“, `Hızır`la Kırk Saat“ ile aynıdır. Sözcük yinelemeleri yine vardır, kullanılan sözcüklerin dizimi çoğu zaman okuyucuyu zorlar. Şiirsel bir dil burada da kendisini gösterir.

kaynak: milligazete.com.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Arkadaşına Gönder!