7/1/2007
Bir Diriliş Eri, Bir Ruh Mimari: Sezai Karakoç
Yazar: Nigar İnan
Hepimizin dile dökülmek için bekleyen, denizin derinliğindeki inci tanelerine es keşfedilmeye hasret düşüncelerimiz vardır yüreğimizin ta derinliklerinde gizlenen. Nedense bizi konuşturacak, içimizde buz tutmuş nehri coşturacak bir sese ihtiyaç duymuşuzdur hep. Dilimizin ucunda şifrelenen bu cümleleri açacak bir anahtardır, ufukların ötesinden el sallayan bir yürektir beklenilen. İçinde her dem baharı taşıyan bir yürek… Ve bir gün bakarsınız ki bu yürek baharı anlamlandıran, aniden bastıran bir nisan yağmuruyla, damlalar halinde düşer gönül türabınıza ve hep yüreğinizin bir kösesinde sıkıştırılmış düşünceleriniz gözlerindeki o mahmurlukla yavaş yavaş uyanmaya baslar yatmış olduğu derin uykusundan, pencerenizden içeriye süzülen diriliş güneşiyle… Ve zordur anlatmak getirdiği baharla Dirilisin eşiğinde olan, yeni filizlenmeye başlayan kalplerin tercümanı olan bu yüreği. İste bu yürek, benim de hayatımda biraz geç tanıdığım ve bu geç kalmışlıkla beraber kendisini tanıma faslını kısa bir zaman dilimine sığdırdığım, bu an içerisinde de ondaki Diriliş Sedası ile dolu köklü dava ruhunu bir nebze de olsa almak için çalıştığım çağımızın ufuk adamı anlaşılması ve anlatılması zor bir insan olan Sezai Kara koç’tu. Onu tanıyanların zihnimde bıraktığı etkisiyle benliğimde önemli bir şahsiyet olarak yer etmiş olan yalnızlıkta derinleşen bir ruh mimari, önceleri sadece kapımı tıklatan bir Tanrı misafiriydi. Şimdilerde ise ruh bahçeme Diriliş tohumları eken nadide bir bahçıvan! Ve ben de ömrünü adadığı diriliş pınarından yudumlamaya hazır bir can!
Bu yazımızda Sezai Karakoç’un hayatından ziyade onun genç nesillere önemli mesajlar taşıyan Diriliş düşüncesini ve bu düşünce çerçevesinde hedeflediği Diriliş Gençliği’ni anlatmaya çalışacağım size. Aslında bir anlamda Diriliş Düşüncesi onun yaşamının çekirdeğini oluşturmakta ve nasıl bir yasam sürdüğünün ipuçlarını da vermektedir bize.
Başka bir yazıda daha geniş bir biçimde almayı düşündüğüm bir diriliş sairi olan Sezai Karakoç’un hayatına söyle yukarıdan baktığımızda, hayati boyunca her daim bos islerden uzak, ideal meşguliyetlerle dolu hedeflediği yasam doğrultusunda hayatına çizdiği yolda emin ve koşar adımlarla ilerleyen bilinçli, bir o kadarda kararlı, ideal bir insanin haritası karsımıza çıkar. Öyle ki öğrenim hayati boyunca devamlı okuyan, düşünen ve yazan bir genç olarak her dem kendini yetiştiren Karakoç için Üstada Necip Fazıl’ın su cümlesi onu daha lise yıllarında iken yetişmekte olan ne denli ideal bir genç olduğunun altını çizmede dikkate sayandır. “İste aradığımız hasretini çektiğimiz genç adamın ruhi farikası!” Simdi oturup biz gençlerin bir düşünmesi gerek. Acaba bize ne derece uyuyor bu cümle? Acaba biz neresindeyiz bu cümlenin? Eşiğinde mi yoksa zirvesinde(!) mi?
Velhasıl, çocukluğuyla başlayan ve her dem fersah gelişen, idealleriyle büyüyen çağımızın ender fikir adamlarından, örnek bir şahsiyet olan Sezai Karakoç’u anlamak, onu tanımak! Elbet onun dünyasından içeri sızmak ve bir uyanışa gebe olan zihinlerimizi aydınlatacak, kendine getirecek fikirlerine kulak vermekten geçer bunun yolu.
Biliyoruz ki bir insanin, hele bir sairin mizacı yahut şahsiyeti hakkında kanaat belirtmenin güçlüğü, her sanatkârın “nevi sahsına münhasır” bir kişiliğe sahip olusu bilinen gerçeklerdendir. Sezai Karakoç’un bu tarafı da yani kendine özlüğü de onu tanıyanların malumudur. Evet, tamamen kendine özgü bir kişidir Karakoç. Disiplin ve düzen asığıdır. Pesin hükümlerden kaçınır. Zahirde toplumdaki sıradan insanlar gibi yasasa da, aslında ideallerinden ve hayallerinden örülü kendine has, sıra dişi bir yasamı vardır. Hayatinin her anına düsen diriliş damlalarıyla büyüyen tohumdan ağaca, ağaçtan meyveye dönüşen bir fikir adamıdır o.
“Biz hayret eder, kuvvet eder, dudağımızı bükeriz
Dudağımızı kör makaslarla dilim keseriz “
Güçlü bir kalemin dilinden düsen bu mısralardan da anlaşıldığı üzere fazla konuşmaktan hoşlanmayan, genellikle susmayı tercih eden sukutun kalbinde yeşeren bir yüreğin sesidir. Kalabalık mekânlardan pek hoşlanmayan, “Bir kentin bütün kahvelerini dolaştım. Aradığım küçük bir sessizlikti” cümleleriyle de bunu dile getiren ayni zaman da su anda İstanbul’da iki odalı bir mekânda tek basına sürdürdüğü yaşamıyla da bunu gözler önüne seren yalnızlığın yareni ulu bir ruh! Bir şiir ustası. Öyle ki yasadığı her olayı mısralarında bakileştiren, her hali bir mümin bir şiir asığı!
“Evet, yinede şiirdir beni ara sıra dinlendiren, acıma aralıklar veren” dizelerinde de belirttiği gibi hayatinin zor dönemlerinde tek teselli kaynağı şiir. Durulduğu limanlardan meramına tercüman olan şiir, kendi deyimiyle, “ Böyle durumlarda asil dayanak, manevi güç ve inançtır” İnsan ruhuna, ruh terbiyesine, ruh güzelliğine çok önem veren, inancına ve davasına bağlı, tabiatından kolay ödün vermeden, ihlalli, samimi bir dava eri! Türkiye’nin önemli yüksek okullarından birini bitirmesine ve fevkalade yeteneklere sahip olmasına karşılık, sıkıntılar içinde yasayan, ama bunu hiçbir zaman dert etmeyen, aksine onun için çok değerli olan idealleri çerçevesinde hayatına yön verev, bu arada da belli prensiplere bağlı kalan sadık bir yürek!
Karakoç’a göre idealsiz yasamak ölümdür. Çünkü ona göre “ İdeallerin güçlükleri hayatin kolaylıklarından daha büyük haz verici manevi zenginliklerin kaynağıdır.” İnandığı, doğru bulduğu şeyleri anlatarak topluma karsı ödevini yerine getirme düşüncesi içerisinde olan Karakoç’un kendine şiar edindiği, ayni zamanda yetişmekte olan biz yeni neslinde kendimize şiar edinmemiz gereken amaçlarını söyle özetleyebiliriz:
- İslam medeniyetini çağa yansıtmak,
- Kültür ve medeniyeti yaşatmak, doğruluklarını sağlamak,
- Geçmiş kültürümüzü bütünü ile bu güne taşıyıp genç nesillere ulaştırmak,
- Edebiyatımızı bütün gücümüzle geliştirmek,
- Tarihimizin bütün gerçeklerini büyük bir ciddiyetle gözler önüne sermek,
- İnanç, düşünce, bilgi, edebiyat ve sanat, aksiyon alanlarında yeni bir canlanışa ve dirilişe varmak,
- Yerli kültür ve inançlara düşman her türlü yabancı düşünceye karsı çıkıp, onların Zararlarını herkese anlatmak ve haykırmak.
Her daim büyük bir idealin pesinde olan Karakoç, mizacı ve inancı gereği taviz vermemiş, yukarıda da belirttiğim bu amaçları doğrultusunda kendine has bir düşünce sistemi geliştirmiştir. Erken bir uyanısın nasiplilerinden olan bu düşünürün geliştirdiği, adeta kendisi ile aynileşen, hepimizin kulaklarının da aşina olduğu bu düşünce sisteminin adi “DİRİLİŞ DÜŞÜNCESİ” dir. Peki, nedir diriliş? Kıyamet gününde “ölülerin diriltilmesi”, “ölümden sonra dirilme” seklinde dilimize çevrilerek, Arapça “basa bedel mevt “ ifadesinden hareketle seçilmiş olabileceği ihtimalini akla getiren Diriliş, daha çok “uyanış, yeni bir hayata başlayış” anlamlarında kullanılmıştır. Evet Diriliş! Temelini İslam dinamiğinin oluşturduğu, yeniden inanmanın, yeniden düşünmenin, yeniden duymanın, yeniden uyanmanın kutlu adi. Bu düşünce, dini varlığın temel kaynağı, var oluş sebebi, dünya görüsü ve metafizik bir sistem olarak anlamış, benimsemiş ve bu şekilde anlaşılması için de çaba sarf etmiştir. Diriliş, insanin İslamlı dirilmesi, Islarla kurtulması demektir. İnsanin kurtuluşu araması için, içine gireceği bir değişimdir. Bir çağrıdır Diriliş. Sadece inanmış kişilere değil bütün insanlara bir çağrıdır. Kurtarma çağrısı değil, birlikte kurtulma çağrısıdır. Bu muştunun yüreğimize saldığı uyanışı, birlikte hissetmektir yüreklerimizde. Bir seçiştir o. Bin bir çiçeği dolaşarak, kendine gerekeni toplayıp, onların özünü seçen Ari olmak demektir. O Diriliş ki ruhlarımızı donatan gururdan, esirlikten, kölelikten bizi çekip alacak bir dost eli, şeytanin topladığı ve uğursuzluk saçan her topluluğu dağıtan, talan eden bir fırtına. Allah’ın ipine sımsıkı sarılan topluluğu kurtaran Nuh’un gemisidir. Çağın sarhoş gemisine çizilecek bir nota, kendini arayan insanin ansızın göreceği fecirdir. İslam’dan ayrılısın sona erişi, O’ ne yeniden kavuşmanın başlangıcıdır. Batılılaşamaya “paydos” deyiş, düşünceye değer veren, düşünceyi gündeme getiren, geçmişi geleceğe yönelik olarak değerlendiren, köktenci bir özdeyişime kendini adamış, şartların realist bakisini göze alan bir oluşumdur.
“Ayin güneş haline dönüşmesi gibi bir mucize gerek bize” sözüyle ifade ettiği gibi beklenen, bir uyanışa gebe olan bu mucizenin Diriliş mucizesi olduğunu her fırsatta söylüyor Karakoç. Ve bu Diriliş Düşüncesi’ni taşıyacak bir gençliğe sesleniyor. “Toprağın çatlak dudağının beklediği bir yağmurdur” dediği Diriliş rahmetini gökten yüreklerine indirecek, özümseyecek bu yağmurun kutlu damlalarıyla bereketlenecek, Diriliş sedasını yeryüzüne yayacak, her zaman umutlu olduğu Diriliş Gençliği’ne!
“Gerileyen, bayatlayan, duralayan çareyi tazeleyecek, yenileyecek” dediği Diriliş Gençliği’ne…
“Karanlıklar içinde kaybolmuş ab-i hayat olan ruhumun yitik cennetini arayarak bulacaktır, bin ölümden geçenek istiridyeler tarlasında Diriliş incisine ulaşacaktır” cümleleriyle de ifade ettiği gibi Karakoç, bir çöldeki hakiki serap olan Diriliş Düşüncesini hayata geçirecek inandığı, güvendiği Diriliş Gençliği’nin, Diriliş Erleri’nin vasıflarını da söyle belirtiyor: “Bu insanin var olusunun temeli Allah inancıdır. Dünyada ki tüm eylemlerini, faaliyetlerini kendi adına değil, Allah rızası adına yapar. Kişileri, eşyayı, düşünceleri putlaştırmanın amansız düşmanıdır. Maddeye değil ruha; öze değil, hizmet erdemine; kendine değil, başkasına öncelik tanır. Gerçeğin ışığında tarihi yeniden yorumlar, gelecek zamanı en az simdi ki zaman kadar gerçek kabul eder. Bu dünyada yasarken, öteki dünyayı da ihmal etmez, o nü da yasar. Ona göre gurur öldürücü, alçak gönüllülük dirilticidir. Tevazu bütün kapıları açan tek anahtardır. Klişeci değil, özcü; lafızcı değil, anlamcıdır; kötümser değil, iyimserdir. İnceleyici, yoklayıcı araştırıcıdır. Gaflet mimari değil, uyanıklık isçisidir. Ezberci değildir. Kritikten önce otokritiğe önem verir.”Benlik” pürüzüne takılmamalıdır. Kendini insandan soyutlamaz. Ahlaki, hukuku, estetiği, metafiziği ile ilgilidir. Ebedi olana meyillidir. Geçicinin tutsağı olmamaya çalışır. Bu nesil tahkik nesli, araştırıcı nesil olmalıdır…”
Bütün bunlar içimizde hep eksikliğini duyduğumuz, kendimizde bulunmasını istediğimiz özellikler değil midir sizce de?
Velhasıl Üstad Sezai Karakoç’un da ifade ettiği gibi “ Her an diriliş şafağının eşiğinde bulunuyoruz. Yeter ki sırları kurcalamasını, aramasını bilelim.”
Ve “Selam” diyor ta gönülden.
“Diriliş Gençliği’ne selam! Henüz her kentte olsa bir veya iki tane olan fakat olduğuyla yetinmeyip “ olmak” için çırpınan “doğmak” için yasayan ve yasamayı bu doğuş için değerli bulan, dünyayı bu ülkü için yaşanmaya değer bulan “biçim”lere dikkatli, fakat esasta “öz”ün adamı, gerçek sağlığın ve dirilisin sondajcısı Yeni Gençlik adaylarına adanmış bir selam!”
Bir diriliş selamı bu. Artık uyanma vakti. Bir Diriliş zamanı. Aslında hep yüreğimizin bir tarafında depreşip duran, kulaklarımızda bir fısıltı olarak kalan bu diriliş sedasını bir çığlığa dönüştürme zamanı! Artık bu sedayı hayata geçirmemiz gerek. Her gün yeni güne, her zamankinden daha dinç, daha güler yüzlü, kendine güvenen bir diriliş eri adayı olarak kalkmak, dünden bir adim daha ileri olmak, ruhta ve özde mayalanıp yepyeni ufuklara güneş gibi doğmak gerek! “Tırmandığını unuttunsa, öyle duracağına düş ve yeniden tırman. Durmaktan daha iyi bu” diyor Karakoç tükenmeyen bir diriliş sayhasıyla.
Oluyor ki bazen kendimizi dahi tanımlayamıyoruz. Sürekli bir gel git içerisindeyiz. Kıvranışlar, sızlanışlar yüreğimizi acıtıyor. Kafdağı’nın ardında gibi görünen, aslında içimizde olan, bir uyanışa hasret özümüze deli bir gurbet içindeyiz. Yüreğimizin derinliklerinde hapsettiğimiz kendimizi bulma zamanıdır simdi bize düsen. Yüreğimizi şenlendirecek, kalbimizi islimin nuruyla dolduracak, zihinlerimizde bir güneş gibi parlayacak bir dirilişe gönül vermektir payımıza düsen.
Haydi, kalplerin incisini kaybetmeyen Diriliş Gençliği! Hep beraber bu diriliş muştusunu yayalım yeryüzüne!
Ve bu deryada son bir cümle. Üstad Karakoç’la konulan son nokta:
“Arına arına aramaktır Diriliş. Bulacaktır bir gün kendini. Kendini bulanlarla bulacaktır kendini!”
Kaynak: webfaresi.net