« Önceki | Sonraki »

8/1/2007

Dirilişin Aynasında Şair-Mehdî

Yazar: Mehmed Tahiroğlu

 

1

Necip Fazıl Kısakürek, "Poetika"sında şâire ait özellikleri anlatırken, onda, memuriyetinden haberi olsun olmasın, cemiyetinin gelecek günlere doğru felâket ve saâdetlerini besteleyen ve daima gaibi istintak eden (soruşturan) üstün bir medyum seciyesi olduğunu ve şâirin, Allah'ın kendisine bahşettiği nurla, cemiyetinin gerilere ve ilerilere doğru mânâsını temsil ettiğini söyler.
Diriliş'te de şâire farklı bir gözle bakılmaz. Hatta şâire çok daha yoğun ve çok daha üstün bir görev yüklenilir, sonuçta da şâirle Mehdî özdeşleştirilir. Bütün bunları Diriliş'in kendi dilinden okumaya çalışalım:
"Şâir, felâkete uğrayan milletini ayağa kaldırmak için başını yükselten, toplum minberine çıkan kahramandır. Umutlandırandır, muştular saçandır (58)." "'Şâir, milletinin sözcüsü, yorumcusu ve gerekirse yol göstericisidir. Şâir, milletinin kalbidir. Atan nabzı, çarpan yüreğidir. O, milletine kafasıyla, gönlüyle ve ruhuyla yapışıktır. Alınyazısı, milletinin alınyazısıdır. Şâiri olmayan millet yok demektir. Şâirlerini görmeyen millet, kendini görmüyor, şâirlerini yaşamayan millet, yaşamıyor demektir (59)." ''Şâirin bir misyonu vardır; bir kabile içinde, bir millet içinde, ya da insanlık içinde insanın, ya da insanlığın din kaynaklı törenlerinde ilâhî mûsikîye, onun sesi karışmalıdır. Tanrı'yı bütün insan kardeşleri adına o yüceltecektir. Tanrı'ya onlar adına, sesini o yükseltecektir. Felâket ânında yine insanlar adına sesini o duyuracaktır, Tanrı'ya. İnsanlık adına o günâh çıkartacak, günâhlarımızın itirafını o yapacak, af isteğimizi en canlı ve anlamlı şekilde o çıkartacaktır Tanrı katına. Tanrı, samimiliği ve temiz yürekliliği içinde onu toplumun temsilcisi, sözcüsü kabul edip eşsiz acımasıyla insanları bağışlayabilir.
Yalvarışların en güzelini, en ölmezini belki o yapacaktır. Öyle ki, insanlar, aynı durumla karşılaştıkları her vakitte o yalvarıyı dillerinde ve gönüllerinde hazır bulabilsinler; o yakarı, insanlık için sunulan en etkin teselli olabilsin (60).
"Her an, olağanüstü duyarlıklı olmak, kelimelere bu duyarlığı bütün şiddeti ve elektrikliliği ile yüklemek, şâirin misyonudur. Veliliği, önderliği, kahramanlığı, savaşçılığı, aşkı ve ölümü, milleti adına, insanlık adına kelimeler içinde bir kere daha yaşamak borcundadır. O, yalnız, milletinin geçmişini değil, geleceğini de yüklenmiştir. Gelecek felaketleri sezip çığlık çığlığa haber vermek, halkı uyarmak, ona yön göstermek, bunu da kalblere ve ruhlara işleyecek bir güç yapmak ödevindedir (61).
"Şâir, bir kader cambazlığının adamıdır. O, insanlığın çektiğini ve çekmesi gerektiğini çekecek, fakat bu çekilenlerden ötürü ezilmeyecek ve bu çilenin mâcerâsını, bir kutup kâşifi sabrıyla, hatırasını kaydederken gösterdiği sabırla ve ameliyat başındaki doktordan daha sakin ve soğukkanlılıkla yazacaktır. Acıların kanını sevinçlerle, ihâneti masumlukla, korkaklığı yiğitlikle, hırsızlığı cömertlikle, lüksü riyâzetle yıkacaktır O, yaşantısı, dâima iki renk iplikle dıştan siyah ve içten ak, dıştan kızıl ve içten yeşil iplikle örülmüş görünümündedir (62).
"İnsanlar, çoğu kez bu trajedya kahramanına, bir komik muamelesi yaparlar. Bunu bilmelidir şâir. Bunu göze almalıdır. Ama her seferinde, yenilgiyi kabul eden o değil öbürleri olmalıdır. Övgüler de, yergiler de dayanıksızdır. Şâirse, dayanaklı olduğu ölçüde kazanacaktır. Geceye yenilmeyen her kişiye, ödül olarak bir sabah ve bir gündüz, bir güneş vardır. Ve şâir, her sabah, armağan olarak, bir gündüze kavuşmağa en lâyık kişidir (63)
"Şair bağlantısını kendisi kurmalı, her şeyin kiralandığı çağımızda, son derece dikkatli olmalı, bilerek bilmeyerek kiralanma durumuna düşmemeli. Ortak görüşlerde de kiralanmamalı şâir. Bir levha asılıdır şâirin alnında: "Satılık değildir.", "Kiralık değildir." Çağa karşı direnmeli. O, asla çağdaş değildir. Çağdan ileridir, hep. Ona "çağ dışı" ya da "geride kalmış" gözüyle bakacaktır çoğu kez çağ. Aldırmamalı buna. Çağ, ondan, hiç bir şey vermemek karşılığında her şeyi ister. Onun ruhunu, geleceğini ister. Geçici ün için gerçek ve sürekli ününü ister. Doğar doğmaz ölen alkışlar karşılığında, gelecek çağları dolduracak alkış çınlayışlarını ister (64).
"Şâir, kendisi bir süper güçtür. Bunu unutmamalı. Onu, bir Donkişot olarak nitelendirebilirler. Varsın olsun, onlar da dev değil, yeldeğirmenleridirler. Bir gün yel kesilecek ve değirmenler dönmez olacaktır.
"Uygarlığın ölüm ve intihar çıkmazına saplandığı bu gün, şâir, yeniden sesini yükseltmelidir. Tekniği ve bilimi, böylesine insanlık dışı bir mâceraya sürükleyenlere karşı, ayağa kalkmalı ve insanlığa yeni umut çığırını açacak çağrısını yöneltmelidir. Silahlara değil, silahlandırış ruhuna, uygarlığın yozlaştırılmasına ve soysuzlaştırmasına karşı, "büyük başkaldırının sûrunu üflemelidir. İnsanlığı dünyâ cehennemine ve kıyâmetine yuvarlayanların önüne kayalar gibi dikilmelidir.
"Kutsal kitaptan hız ve ilham alarak, insanlığın yeni mesajını en yoğun ifâdelerle dillendirmeli, "genel insanlık türküsünü yeniden ve yenilmez, ezilmez, aşınmaz ve aşılmaz bir şekilde, yalancıları ve sahteleriyle değil, gerçeğiyle söylemelidir.
"Bir diriliş eri, ereni, piri olmalıdır yeniden şâir. Diriliş ruhunun yeni bayrakçısı, sancaktarı. Çağın kulelerine, burçlarına, sesini, bayrak gibi ufukların gönderine çeken adam."
"O, ne bir grevci, ne bir mitingcidir. Şovmen hiç değildir. Çağın aldatıcı nitelendirmelerine kanmamak. O, kimsenin yanında yer alacak değildir. Ona ihtiyaç duyanlar varsa, lütfen, onun yanında yer alsınlar. Onu tek başına bir görev ve misyon sahibi kabul etmeyenler, yani onun asgarî saygınlığını tanımayanlarla onun ne ilgisi olabilir?
"Bizce şâir, Diriliş Günü adamıdır. İsrafil'in ve Cebrâil'in adamı. Öleyazan insan ruhu dirildiği gün, o da gerçeğiyle geri dönmüş olacaktır. Ama biz diyoruz ki, o günü beklemesin. O günden önce gelmeye baksın. Ve böylece, o günün, diriliş gününün gelmesinde en büyük pay sahiplerinden biri olsun.
"Günümüzü ve çağımızı, bir şâir denen kişiler, öylesine kelimelerimizin ölüsünde ve deyişlerimizin çekiciyle dövüp yoğurmalıyız ki, saçtığımız kıvılcımlar ve çıkardığımız çınlayışlar, şâirin diriliş ve dönüşünün ayak sesleri olsun (65)." (devamı var)


Dipnotlar:
58) Karakoç, Sezai; Edebiyat Yazıları I, Diriliş Yayınları, İst. 1982, sf. 46.
59) a.g.e., sf. 47.
60) a.g.e., sf. 56.
61) a.g.e., sf. 57.
62) a.g.e., sf. 58.
63)a.g.e., sf. 60.
64) a.g.e., sf. 63, 64
65) a.g.e., sf. 65. 66. 67.

 

2

Dirilişin tarihî bir göreve çağırdığı şâir çok yönlü bir şahsiyettir. Bu diriliş insanının vasıflarında hatiplik, önderlik, velilik, kahramanlık ve yol açıcılık vardır. Milletin alınyazısı O'na bağlıdır. O, bir İsrâfil ve Cebrâil işçisi kahraman da şâir olacaktır. Ve onun gelişini yine şâirler haber verecektir.
Kâinâtın baş tâcı Peygamberimiz Efendimizin (s.a.v.) tebşir ettikleri İstanbul Fâtihi Sultan Mehmed Han da bir şâir, kahraman, velî insandı. Varlığın şeref tâcı, insanlığın İftihar tablosunun âhirzaman tablosunu çizdiği kutlu beyanları içinde gelecek Fâtihler de benzer vasıflar taşıyacaktır. Diriliş, yaşadığımız çağı, kaybettiği hakikat ruhunu dâvet edecek İsrâfil ve Cebrâil işçisi kahraman da şâir olacaktır. Ve onun gelişini yine şâirler haber verecektir.
1964'te mahallî bir gazeteye "Diriliş" şu açıklamayı yapar: "Ozanlar, şamanlar gâibden haber vererek toplumun yönetiminde faydalı olurlardı. Zerdüşt bir şâirdir. Hintlilerin kutsal kitabı Vedalar şiirdir. Ahdi Atik yer yer şiirle doludur. Mezmurlar, Eyyüb'ün kitabı da tıpkı bir şiir gibidir. Peygamberin çıkacağını Ukkaz panayırında ilkin şâirler haber vermişlerdir. Bir hadiste "gaybın anahtarları şâirlerin elindedir" denilmiştir. Kâbe'nin duvarına asılan yedi meşhur şiir (muallakatü's-seb'a), Kur'ân'ın belâgat üstünlüğü önünde, duvardan indirilmişlerdi." (66).
Diriliş, bu konuda bir başka yazısında şunları söyler: "Peygambere Kureyş, şâir dedi. Bu, sanıldığı gibi, O'nu küçültmek için değildi. Peygamberimize, kendilerince yine de en büyük ismi veriyorlardı: Şâir. Ve o adı daha da yoğunlaştırmak için buna bir de sâhir (büyücü) sıfatını ekliyorlardı. Peygamberin makamca yüceliğini seziyorlar, fakat onun ne olduğunu bilemediklerinden kendilerince yine de en yüce soydan bir makamla adlandırıyorlardı. Ama, eninde sonunda hakikate ters düştüklerinden, Kur'ân bu iddialarını şiddetle reddediyordu. Bu reddi, şâirliğin tüm reddi anlamına almak yanlış olur. Bu red, sadece, Peygamberin şâir olmadığı anlamındadır. Etkinlikleri kabul edildiği içindir ki, inançları saptıran, mitolojiyi din haline getirmekte sanatını kullanan şâirler kınanmış, ancak, buna karşılık, doğru inançlı şâirler yüceltilmiştir, Kur'ân'da. Peygamber devrinde şâirler de savaşçılar kadar, yüce ve mutlak inancın yerleşmesi ve yayılması görevini kudretle üstlenmişlerdi. Peygamberin şâirleri vardı. Hz. Ali de büyük bir şâirdi. Sahâbelerden nicelerinin şiiri vardı" (67). "Unutmayalım ki şiir, alnı vahiy ve kıyâmet günü ürpertisiyle aşılı hikmetten yanadır, şeytanın dil sürçmesi değildir. Veli şâirler ilâhî ilhamdan nasiplerini almışlardır. Şiirleri kerâmettir. Mevlâna'da olduğu gibi. Rahmânî ilhamdan kaynaklanmıştır bu şâirlerin eserleri. İçten, Kur'ân hararetiyle dipdiridirler" (68). İşte bu yüzdendir kî şiir, hakikatin, tabiat ve tarih içinde atan nabzı, çarpan yüreğidir. Hakikatsa hep öldü sanıldığı anda belki de en umulmayacak noktadan yükselecek insanlık sesi, insan sesidir. Tanrı'nın güçlendirdiği ses, Ruh-ül Kudüs'le güçlendirdiği sestir" (69).
Bu açıklamalardaki "Ruh-ül Kudüs" bize Hz. Meryem'i ve Hz. Mesih'i çağrıştırıyor. Hz. Mesih, zâten bir ilâhî kelime, bir kutlu ses, diriltici soluktu. Âhirzaman O'nunla aydınlanacak, insanlık O ruhla yeniden dirilecektir. Diriliş, şiire ve şâire bu açıdan bakıyor ve şöyle diyor: "Şiir, bir kez, yeniden sözlerle, söz halindeki kelimelerle kişileşecektir, kimliklenecektir. Ukkaz panayırında olduğu gibi, ekranlarda da şâirin yüzü karşımıza çıkacaktır. Uygarlık bir gün mutlaka yeniden dirilişini yapacaktır. Ve her dağdan bir pınar ansızın fışkırır. Bu diriliş pınarıdır. Ve şiir pınarıdır"(70).
"Diriliş erleri, erenleri ve pirleri sökün edecektir, gelecek zamanın kuşluk vakti kadar taze ve ikindi kadar derin, öğle kadar olgun, seher kadar hafif ve lâtif, yatsı kadar yüklü, zengin bağrından. Ve bu erler, erenler, pirler, dirilişi şakıyacaklar, vahiyden ilham almış diriliş şiirini kuracaklardır.
"Ne kutludur o şâirlerin başları ki büstlerinin yapılmasına gerek bırakmayan bir kudretle, zamanın kabartma duvarına işlenecek ve resmedilecektir. Ve köprüler köprüsü atılacaktır dağlar üzerinden, yağmurun ve sesin üstünden, gökyüzünün taraçalarına. Ve Cennet şimşekleri yeniden parça parça edecektir cehennem kayalarını. Denizlerde kötülüğün fosforu gibi, ölü canavar dişleri gibi parlayan cehennem kayalarını. Ve korku, muştunun karşısında; ürküntü, sevgi önünde dize gelecek, yere serilecektir, bir diriliş mahşerinde.
"Ve dünyada tek kalan kuş, tek kalan ağaç, nasıl çağırırsa onu, öyle gelmekte acele edecektir o kıyâmet günün şâiri. Kıyâmeti erteleyen, dirilişle erteleyen şâir, suya dönüşüp gelecektir, en billûr kaynak ve çeşme ağızlarından. Ve deniz olup sonsuzluğun hikmetinden diyecektir. Ve şâir, Tanrı Yolu'nun eri olan şâir, Diriliş Kafilesinde en ön sırada yürüyen kişi. Suçsuz insanların ve çocukların katili olmaktan çekinmeyen soyların kuruduğu, zulüm sistemlerinin yere battığı o gün, şâir, kesilmiş soluğuna yeniden kavuşacak ve solukta Tanrı sevgisinin günü yeniden açılacaktır" (71).
Dirilişin aynasında bu yansımaları gördükten sonra bir de Allâme Muhammed İkbal'in "Benliğin Sırlarıyla dolu gönül aynasına bakalım. Bu İkbal aynamız bakın neler gösteriyor:
"Yaradılışımın udu o kadar işitilmemiş nağmeler ibdâ ediyor ki yanımda arkadaşım dahi onu anlayamıyor.
"Bir nağmeyim, mızrabla alâkam yok. Ben yarının şâirinin terennümüyüm.
"Benim asrım sırları bilen bir asır değildir. Benim Yusuf'um bu pazar için değildir.
"Eski dostlardan umudum yok. Benim Tur'um Kelîm (Musa) geliyor diye yanıyor" (72).
"Hakk'a naip olan insan, âlemin canı gibidir. Onun varlığı, İsm-i A'zamın gölgesidir.
"Cüz ve küllün, her şeyin gizlice ifade ettikleri şeyleri anlar, cihanda Hakk'ın emriyle kaim olur.
"Gönül teli, onun mızbarından nağmeler soluklar. Onun uykusu da uyanıklığı da Hakk uğrundadır.
"O, insan nev'ine hem ebedî saadet müjdesi verir, hem de onları Hakk'ın azabı ile tehdit eder. O, hem asker, hem kumandan, hem emirdir.
"O'nun heybeti Nil'i kurutur, Mısır'dan İsraili çıkarıp götürür.
"O, bir kalk dedi mi mezardan ölüler dirilip kalkar ve çaman üzerinde fıstık ağaçları gibi yükselir.
"Hayatı başka türlü anlar, başka türlü tefsir eder. Bu rüyayı yeni bir şekilde tabir eder.
"Onun gizli varlığı hayatın sırrıdır. O, hayat sazının işitilmemiş, duyulmamış bir nağmesidir.
"Onun zatının iki beytini vezne getirebilmek için yaradılışın ince nükteler devşirebilen şâir ruhu ne kanlar yutar.
"Bizim bir avuç toprağımız elene elene feleğin en yüksek noktasına yükselir ve o büyük kahraman bu tozdan vücuda gelir.
"Bizim bu günümüzün külü içinde uyuyan o kıvılcım yarınımızın âlemleri yakan bir alevi olur.
"Ey zamanın alaca atına binip cevelan eden şehsuvar, gel. Ey imkân âleminin göz nuru gel.
"Şu yaradılış hengâmesine revnak ver; göz bebeklerinde bir mamûre hâlinde tecellî et.
"Şu birbirine düşmüş milletlerin feryatlarını sustur, öyle bir nağme vücuda getir ki, o nağme kulaklara Cennet zevkini versin.
"Kalk, insanlar arasında kardeşlik kanununu tanzim et; insanlara tekrar sevgi şarabından kadehler sun.
"Âleme tekrar sulh günlerini getir, çarpışanlara sulh haberini ulaştır.
"İnsan nev'i bir tarladır ki o tarlanın mahsulü sensin. Bir bahar olup bahçelerimize gel (73).
Dirilişin aynasında portresini gördüğümüz, İkbal'in davetiye çıkardığı "Şâir-Mehdî", Mevdûdî'ye göre şu misyonla gelecektir:
"Bu önder ve lider, ruhta ve özde İslâm olan yeni bir düşünce ekolü ve hareket tarzı belirleyecektir. Onun başlattığı hareket ve düşünce akımı, kafaları ve insanların yaşantılarını temelden değiştirecektir. Başlattığı hareket öylesine büyük ve geniş kapsamlı olacaktır ki, hem siyâsî ve hem kültürel nitelikler taşıyacaktır. Câhiliyye bütün gücüyle ona karşı koymaya, onu yıkmaya çalışacaktır ama zafer Mehdî'nin olacaktır. O öylesine muazzam ve muhteşem bir İslâm devleti kuracaktır ki bir yandan mânevî değeri ve niteliği çok yüksek olacaktır, bir yandan da maddî, ilmî ve teknolojik kalkınması en üst düzeyde olacaktır. Hadiste de bu noktaya temas edilmiştir: "O'nun (Mehdi'nin) hükümetinden hem göktekiler, hem yerdekiler razı olacaklardır. Gök alabildiğine bereketlerini yağdıracak, yer de içindeki bütün hazinelerini dışarıya çıkaracaktır" (74).
Dirilişin Aynası, özel vasfını kaybederek, genel bir deyim olarak ortaya çıktı. Çünkü bu yazı serisinde genel çerçevesini çizip ortaya koymaya çalıştığımız tablo ve manzarada değişik kaynaklardan renkler ve çizgiler de katıldı çalışmamıza. Artık, bu günümüz İslâm dirilişinin beklenen aslî kadrosuyla ilgili bir diriliş tablosu oldu. Hiç kimse kendisini böyle bir tablonun dışında görmek istemez, orada yerini almak arzusu duyar. Biz, ismiyle, maddî-mânevî eseriyle çizilen bu tabloya en uygun kadroyu gördük, dinledik ve sevdik. Allah için sevmeye ve onlarla olmaya devam edeceğiz. Kader bizi ayırmasın.!


DİPNOTLAR:
66) Karakoç, Sezai, Edebiyat Yazıları III Diriliş Yayınları, İst. 1982, sf.39-40.
67) Karakoç, Sezai, Edebiyat Yazıları I, Diriliş Yayınları. İst. 1982. sf.42.
68) a.g.e. sf.44
69) a.g.e.sf. 108-109.
70) a.g.e. sf. 109. 71)a.g.e.sf.lll.
72) İkbal, Muhammed: Esrar ve Rumuz, İst. 1964 Ahmed aid matbaası, sf.19-20.
73) a.g.e. sf. 46-47-48.
74) Mevdûdî, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber'in Hayatı, c.l, sf.377, Pınar Yayınları. İst. 1983.

 

Kaynak: yeniumit.com.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Arkadaşına Gönder!