24/1/2007
En Büyük Ödül Nedir?
Yazar: Bünyamin Yılmaz
Sezai Karakoç’a verilen bu anlamlı ödül, şairi uzun yıllar uzak
durduğu toplantılara katılmaya ikna eder mi? Sanmıyorum. Ona ödül
verecek olanların Üstadın eserlerine özel önem vermeleri gerekir mi?
Sanıyorum. Üstadın bütün eserleri İslâm coğrafyasında ve batı
dünyasında okunabilir hale getirilmeli.
Edebiyat, sanat ve kültürle magazin arasında ince bir fark var. Bunu
her zaman savundum yine savunmaya devam ediyorum. 10 yıllık kültür
sanat editörlüğüm boyunca en çok dikkat ettiğim nokta, magazinleşme
temayülü gösteren haberlerden kaçınmak oldu. Bunun çok önemli
örneklerini geçtiğimiz yıllarda yaşadık. Öyle bir durumla karşı karşıya
kalıyorsunuz ki, onunla ilgili yazacağınız bir yazı, yapacağınız bir
haber içerik açısından çok iyi malzeme üretmesine karşın durumun
içeriğindeki anlamı da paramparça edebilir. Bu yüzden her zaman bir
‘dikkat’ üzere olmanız gerekiyor.
Ahmet Hakan’ın geçtiğimiz günlerde gündeme getirdiği konu da bu anlamda
‘titizlik’ gerektiren bir durum ortaya koydu. Ahmet Hakan’a önyargıyla
bakan, yazdıklarını değersiz gören biri değilim. ‘Merkez medya’da
yazmadan önce hak bilirlik esasıyla çalıştığının şahidiyim. Ancak şu an
bunları söylemek anlamsız. Üzerinde yoğunlaştığı konular kendisine
uzatılan bir edebiyat dergisini aldığında hissettiği heyecanın artık
azalmış olduğunu gösteriyor. İlgi alanına pek çok şey girmiş ve ilgi
alanından pek çok şey de çıkmış. Polemiklerin getirdiği ‘gol atabilme’
dürtüsü de bazen durumu içinden çıkılmaz bir hale getiriyor, farkında
olduğum bu; yanılıyor da olabilirim!
Ahmet Hakan ve karakutu.com
Sevgili Ahmet Hakan pek çoğumuz gibi Sezai Karakoç’un eserlerine,
şiirlerine önem veren bir isim. ‘Camia’nın merak ettiği konuları tüm
Türkiye’nin merak edebileceği konular haline getirerek yazıyor, böylece
dost sohbetlerinde ortaya konan konular pek çok çevreyi içine
alabilecek bir şekilde genişliyor. Sezai Karakoç’a Kültür Bakanlığı
tarafından ödül verilecek olması şairimizi yeniden geniş bir çerçevede
gündeme taşıdı. Ahmet Hakan’ın Hürriyet’te yazdığı bir yazı Muazzez
Akkaya’nın kızının ilgisini çekti ve Muazzez Hanım’ın sınıf arkadaşı
Karakoç’u tanımadığı bilgisini verdi. Karakutu.com ise yayınladığı bir
fotoğrafla Akkaya’nın yanındaki şairi tanıdığı bilgisini ulaştırdı
bize. Ahmet Hakan bu fotoğrafı yayınladı ve ABD’de yaşayan Akkaya ile
ilgili herkesi bir merak içinde bıraktı. Durum o hale geldi ki korkarım
Ahmet Hakan üzerinden de malzeme toplayıp izleyiciye servis eden
magazin programları için bir yol açılmış oldu. Neyse ki Sezai Karakoç
uzun yıllar boyunca bu konu hakkında konuşmadığı için ve onun saygı
uyandıran yazı hayatı göz önüne alındığında böyle bir konunun ‘cıvıma’
içermesi zor olduğu için bir tehlike yok. Yine de bu tip haberler,
yazılar insan üzerinde bir kekremsilik bırakıyor.
Fotokopilerden takip edilen şiir
Karakutu.com dikkatle takip ettiğim bir site. Türk edebiyatının genel
durumunu görmek isteyenler bu siteye göz atmalılar bence. Fotoğrafı ve
yazılanları görünce açık söyleyeyim ‘canım sıkıldı.’ Yaptığı tüm güzel
çalışmalara rağmen bu kare, Sezai Karakoç’u eserleriyle tanıyan ya da
onu Cağaloğlu’nda ziyaret edip sohbet eden herkes için can sıkıcı
olmuştur diye düşünüyorum. Ahmet Hakan’ın gündeme getirdiği konular
şairi tanımayan kesimler için iyi olmuştur ama şairi sadece Mona Rosa
şiiri üzerinden tanıyacak olanları çoğaltacağı tedirginliğini
atamıyorum üzerimden. Üstad uzun yıllar bu şiirini kitaplarına almadı.
Fotokopileri elden ele dolaştı ve öylece tanındı. Akkaya da, Karakoç da
yaşıyor. Ben, kamuoyunun ya da kişilerin güçlü bir şiire yol açan
‘sevda’nın onu yaşayan kişilere bırakılması gerektiğini düşünüyorum.
Onların izni olmadıkça konu gündeme getirilmemeli diye de ekliyorum.
Peki bu gelişmeleri besleyen gerekçeler olmadı mı? Oldu. Karakoç’u
eserlerinden tanıyan insanlara öyle şeyler anlatıldı ki, üstadı ziyaret
etmek isteyenler bu görüşlerinden vazgeçmek zorunda kaldılar. Üstad
sevgisini bir hale içine alan ve onu ulaşılmaz hale getiren değerli
insanların da bu konuların en alt seviyeden gündeme getirilmesine
katkıda bulunduğunu düşünüyorum ben. Çünkü bu durum bir tepkiyi de
beraberinde getiriyor. Sezai Karakoç bir insandır ve insani ilişkileri
de iyidir. Geçenlerde çok sevdiğim genç yazarlardan birkaçı öyle şeyler
söylediler ki, ‘eyvah’ dedim. Evet üstad hiçbir toplantıya katılmaz,
ortalarda görünmez ama müsaadenizle Diriliş Yayınları diye bir yayınevi
var ve üstad her gün orada. Gerektiğinde esprilidir de. Mutfakta (yazı
anlamında) ne var diye soran genç yazar arkadaşıma “çay var” cevabını
veren bir insandır. Evet röportaj vermez ama yeter ki siz onun derdini
anlayabilin. Hangi dert mi? Hani bir güç var ya, hani sizin
coğrafyanızı darmadağın etti ya, hani sizin kardeşleriniz vardı ya,
hani şu İslam coğrafyası diyorduk ya işte o konular. Şunu artık
anlamamız gerekiyor. Sezai Karakoç dünün, bugünün ve yarının şairi.
Zaman geçtikçe onun yazıları, şiirleri eskimiyor aksine daha değerli ve
daha önemsenir hale geliyor.
Gözyaşlarımızı da paylaşalım
Karakutu’dan ve Ahmet Hakan’dan bir beklentim var. Üstadın her yanı
ateşlere bırakılan coğrafyayla ilgili görüşleri ne? Onu yazsınlar ve
bir de kendi görüşlerini. Gözlerimizde biriken yaşlar varsa
gizlemeyelim, onu da paylaşalım.
Bu arada, bana ilginç gelen bir noktayı daha burada sizlerle paylaşmam
gerekiyor. Sezai Karakoç’u şair olarak ciddiye alan ama bunu pek
göstermeyen dindar camianın dışındaki yazar ve şairler de onun eserleri
üzerinde konuşuyorlar. Kültür Bakanlığı’nın ödülünü olumlamayan kimse
yok. Cüneyt Özdemir’in sunduğu 5N1K, Sezai Karakoç özel programı yaptı.
Konuşan şairlere baktım da önyargıların yıkıldığı bu programda Sezai
Karakoç’un ruh akrabaları olan şairler ve yazarlardan biri bile yoktu.
Neden acaba?
Sadede gelelim. Edebiyat, sanat ve kültürle magazin arasında ince bir
fark var demiştim. Ne demek istemiştim? Bu sorunu cevabı sizde!
Sezai Karakoç’a verilen bu anlamlı ödül, şairi uzun yıllar uzak durduğu
toplantılara katılmaya ikna eder mi? Sanmıyorum. Ödül törenine gelir
mi, sanmıyorum. Ona ödül verecek olanların Üstadın eserlerine özel önem
vermeleri gerekir mi? Sanıyorum. Üstadın bütün eserleri İslam
coğrafyasında ve batı dünyasında okunabilir hale gelmeli. Üstadın
eserlerinin çevirileri yapılmalı, bu yıl Türkiye’nin onur konuğu
olacağı Almanya’daki kitap fuarına bu çalışmalar yetiştirilmeli.
Üstadın eserlerinden yola çıkılarak hazırlanacak belgesellerin sayısı
artmalı, sinema dünyası için büyük fikirler barındıran eserleri görsel
gözle okunmalı, medeniyetimizin şairine vereceğimiz en anlamlı ödül
olan ‘okunmak ve anlaşılmak’ ödülü de bizler tarafından verilmeli.
Sürgün ülkeden Başkentler Başkentine
Gelin gülle başlayalım atalara uyarak / Baharı koklayarak girelim
kelimeler ülkesine Bir anda yükselen bir bülbül sesi / -Erken erken
karlar ortasında/ Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta- /Bana geri
getirir eski günleri / …Paslanmış demir bir kapı açılır / Küf tutmuş
kilitler gıcırdarken / Ta karanlıklar içinde birden / Bir türkü gibi
yükselirsin sen / Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken /
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri / Şuuraltım patlamış bir bomba gibi /
Saçar ortalığa zamanın / Ağaran saçın toz toprağını / Bana ne Paris’ten
/ Newyork’tan Londra’dan / Moskova’dan Pekin’den / Senin yanında /
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı / Sen bir uygarlık oldun bir ömür
boyu / Geceme gündüzüme Gözlerin / Lale Devrinden bir pencere /
Ellerin / Baki’den Nefi’den Şeyh Galib’den / Kucağıma dökülen / Altın
leylak (…)
kaynak: milligazete.com.tr