« Önceki | Sonraki »

23/1/2007

Kimlik Tartışmaları ve “Çıkış Yolu”

Yazar: Şaban Abak
Bir “kimlik” tartışmasıdır, gidiyor. Anlaşılıyor ki Adem Aleyhisselam’ın zürriyetinden, İbrahim Aleyhisselam’ın milletinden ve Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimizin ümmetinden olduğumuzu hatırlayıp da yüksek sesle bu gerçeği haykırmadıkça, kim olduğumuza, kimliğimizin ne olduğuna dair daha çok tartışma yaşayacağız.
Alt, üst kimlik tartışmaları, farkındayız ki, ülkemizin ve komşularımızın üç parçaya, dört parçaya bölünmesinin konuşulduğu ve etrafımızın Batılı saldırganların ordularıyla çevrili olduğu bir dönemde yapılmaktadır.
Dünya Müslümanlarının son büyük siyasi organizasyonu demek olan Osmanlı Devleti’ni korkunç saldırılarla parçalayıp yutan Hıristiyan Batılı güçler, günümüzde de bu parçaları daha küçük parçacıklara ayırmak, daha kolay yutulur lokmalar haline getirmek istiyorlar.
Bir bahaneyle Afganistan’a saldırdılar, ardından dünyaya yalanlar söyleyerek Irak’a, güzelim Bağdat’a saldırdılar, şimdi sırada Suriye var, İran var diye histeri çığlıkları atıyorlar adeta. Asıl hedefin, son ve en önemli “lokma”nın Türkiye olduğunda ise şüphe yok, bunu Batı’nın yıllardır değişmeyen iki yüzlü söyleminden ve son zamanlarda artan terör saldırılarıyla, Ermeni yavelerinden de anlamak mümkündür.
Batılılar, zaten parçalanmış olan ve esasen birleştirmenin yol ve yöntemleri üzerinde azimle, inançla çalışmamız gereken tarihi ve tabii İslam Coğrafyasını daha da küçük parçalara ayırabilmek için evvela parçaları bütün halinde tutan kopmaz manevi değerler bağına; İslam’a ve İslam’ın kutsallarına saldırıyorlar. Yüce dinimizi ve hatta Peygamber Efendimiz’i -haşa- terörizmle birlikte anıyorlar. Biliyorlar ki, yüzyıllardır komşu, akraba ve din kardeşi olan Ortadoğu halklarının çimentosu, son din ve hak din olan İslâm’dır.
Kafkasya’dan Basra Körfezi’ne ve Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar olan bölgenin enerji kaynaklarını ve enerji satış yollarını ele geçirmek isteyen emperyalist güçlerin bölge devletlerini parçacıklara ayırmada kullandıkları ikinci yöntem ise, bu coğrafyada yaşayan halkları etnik milliyetçilik temelinde birbirlerine karşı hınçla, kinle doldurup kardeş kanı döktürmektir. Milliyetçi, şoven duygularla kindarlaşmış ve hiçbir kutsal değer tanımayan saldırganları himaye edenler, elbette İslam’ı ve onu baş tacı edenleri “terörist” diye suçlayacaklardır. Çünkü her türlü zehire olduğu gibi ırkçı şovenizm zehirine de panzehir, İslam’dır.
Çözüm açık ve yakınımızdadır: Mevlana İdris-i Bitlisiler, Bediüzzaman Said Nursiler, Süleyman Nazifler, Sezai Karakoçlar gerek örnek hayatlarıyla, gerekse en değerli bir miras gibi üzerine titrememiz gereken eserleriyle bize çözümü ve “Çıkış Yolu”nu işaret ediyorlar. Kavga değil, ayrılık değil, ittihad (birlik) ve selamet (barış) öneriyorlar. “Asya’nın bahtının miftahı, meşveret ve şuradır” diyor Bediüzzaman. Ortadoğu ve Asya halklarının altın geleceğinin anahtarı da işbirliğinde, görüş birliğinde ve ülkü, ideal birliğindedir.
Milleti ve memleketi korumak ve adaletle yönetmek görevindeki devlet adamlarının bu sese uymalarının, bu gerçek ve nihai çözüm yoluna yönelmelerinin zamanı geldi de geçiyor bile.

kaynak: eğitimbirsen.org.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Arkadaşına Gönder!