23/1/2007
Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Sezai Karakoç’un
Yazar: Rahim Er
Kültür ve
Turizm Bakanlığı tarafından 1979 yılından beri verilmekte olan Kültür
ve Sanat Büyük Ödülünün bu yılki sahibi Sezai Karakoç oldu.
Bakanlığın açıklamasına göre bu ödül, Türk kültür ve sanatının
gelişmesine, yurt ve dünya çapındaki çalışmalarıyla kültür ve
sanatımızın yüceltilmesine katkıda bulunan şahıs, topluluk ve
müesseseleri devlet adına ödüllendirme gayesini taşımakta.
Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, Türk tarihi, Türk edebiyatı, Türk dili,
sahne sanatları, arkeoloji, sinema, karikatür gibi dallarda verilmekte.
Sezai Karakoç ödüle layık görülürken şöyle değerlendirilmiş…
“Karakoç, insanda insani duyguların canlı algılar halinde yaşayarak
gittiği büyük şiir yatağında akması, insanlık macerasında ruhun ve
milletimizin özelinde yüksek bir ifadeye kavuşmuş olan tarihi yeniden
yapılanma fırtınalarını şiirlerinde yansıtması sebebiyle ödüle layık
görüldü. Şiirlerinde çarpıcı benzetme ve imgelerle daha önce denenmemiş
sentezlere ulaşan bir sanatçı olarak tanınan Karakoç, Türk edebiyat
dünyasında mümtaz bir yere sahip bulunmaktadır.”
Seçici kurulda kimler var?
Daha evvel kimler aldı?
Ödülün maddi bir tarafı var mı, varsa şanına yakışacak meblağda mı?..
Sezai Bey, bu ödülü alır mı?
Bunlar sorular. Fakat her ne olursa olsun.
Bu geç kalmış bir ödüldür.
Gerçi Sezai Karakoç, gönüllerde ödülünü çoktan almıştı. Buna rağmen
yine de devletin ve devlet yoluyla da toplumun böyle bir kalemi
görmesi, tanıması şarttı. Kültür Bakanlığı en iyi çalışan
bakanlıklarımızdan biri. Bakan Atilla Koç da en gayretli
bakanlarımızdan. Tercihlerinden dolayı tebrike layıklar.
Sezai Karakoç, bakanlık yazısında ifade edildiği gibi bir “sanatçı”
değildir. Sanatçı lafı ne yazık ki ulu orta kullanılarak yere
düşmüştür. Sezai Karakoç, bir cins şair, bir büyük mütefekkir,
düşünürdür. Daha ortaokul çağındayken doğu batı klasiklerini devirmiş
bir insandır. Necip Fazıl’ın yolundadır. Fakat tamamen kendine hastır.
Ruh kumaşı aynıdır. Ne kelime, ne üslup, ne ses benzerliği vardır.
Özgün bir ustadır. Sezai Karakoç ikinci yeniden de değildir. Bu
yakıştırma da yanlıştır. Diyarbakır’ın bu çocuğu, Maraş, Ankara ve
İstanbul’la beslenmiştir. İstanbul, Mekke, Medine, Nil, Fırat, Dicle,
Gül, Peygamberler, anne, çocuk, I. Dünya Harbi, Osmanlı, Hızır,
menkıbeler, kıssalar, Eshab-ı kehf, Leyla, Mecnun… şiirlerinin zengin
motiflerinden bazılarıdır. Serbest vezinle yazar. Sezai Karakoç, ancak
çağdaş Fransız şairleriyle mukayese edilebilir. Şanssızlık şuradaki o,
çağdaş bütün batı şairlerini, kalem adamlarını, romancılarını tanıdığı
halde onlar Sezai Karakoç’u bilmezler. Kafkaları, Camusları Türk yazı
hayatı ilk defa Sezai Karakoç’tan öğrenmiştir. Eğer bir Marksist
olsaydı çoktan dünya onu bilmiş, o da Nobel almıştı. O ise temiz bir
mü’mindir. Sezai Karakoç, kavga etmeden, hakaret etmeden fikrini
söyler. Şiirleri hem insanı en hassas noktasından yakalar, hem bir
ağıttır. Aşk da vardır, yıkılışa dövünmek de. Şiirleri imaj
çağlayanıdır. Düşünce yazıları kat be kat tahlil, teklif, tenkid ve
terkip. Türk fikir hayatı ilk defa onunla Orta Doğu kavramını tanıdı.
Anadolu coğrafyasından ibaret olmadığımızı gayet soğukkanlılıkla
işledi. 1965-75 arasında yazdıkları bugünleri gören gözlerin
eserleridir. Sezai Karakoç, bir mektep adamdır. Kaç nesle tesir etti.
Kozasına kapandı, ipeğini dokudu. Hep inandığı gibi yaşadı. Reklamı,
gösterişi sevmedi.
Gelecek zamanlar, Sezai Karakoç diye bir devin varlığından daha çok haberdar olacaklardır.
Ne mutlu kendini, kalemini, kabiliyetini dâvâsına adamış olanlara.
Zerre kadar hayrın bile karşılıksız kalmayacağına iman etmişler için
fanilerin takdiri önemli değilse de yenilerin yetişmesine vesile olması
bakımından lazım…
Ödül töreni hakkıyla yapılmalıdır…
Bu ödülle Sezai Karakoç değil, ödül kazanacaktır.
kaynak: turkiyegazetesi.com.tr