« Önceki | Sonraki »

23/1/2007

Münzevi Bir Gül

Yazar: Selim Hancıoğlu

Bir dağ başına kendini sürgün eden bir münzevi şair. Unutulmuş bir çeşme gibi yalnız. Hızır’la konuşan ve kimsenin fark etmediği eski yazılı taşlarla fısıldaşan bir şair. Şiirleri gül kokan ve gelecek zamanı muştulayan mahzun bir şair.

Alın Yazısı Saati’nde Sütunlara çıkıp Sur’a üflemenin anlamını düşünen mütefekkir bir şair. Bulup soramazsınız bütün bunların anlamını şaire. Çünkü o kendini güne ve geceye kapatmıştır artık. Öyle ya, “Zambaklar en ıssız yerlerde açar”… Zambağın açmadığı bahçelerde şairler ne yapsın ki!.. “Benim yalnızlığımdan / Damıtılmış çeşmeler / Kurumuş unutulmuş / Çeşmelerin akışıyım / İnsanlık içinde” Güne, hayata kapanmanın izini Âkif’te ve Dede Efendi’de de bulmak mümkün. İstanbul’daki ve hususan saraydaki hızlı ve baş döndürücü değişime ayak uyduramayan İsmail Dede Efendi’nin, hacca gitmeye karar vererek o çok sevdiği topraktan ayrılması gibi!.. Esasen Dede’nin İstanbul’dan ayrılmak istemesinin arkasında, ortaya çıkan “zevksizlik” ve “frenk taklitçiliği”, bugünün münzevi şairi için de geçerli. Hayatı bir oyun gibi algılamanın ve bir oyun oynuyormuşçasına hayatla oyalanmanın gereğidir bu. Nitekim Dede’nin hacca gitmeden önce, “Artık bu oyunun tadı kalmadı.” dediği rivayet edilir. Ahmet Hamdi Tanpınar, Dede’nin bu sözünü şöyle yorumlamaktadır: “Artık bu oyunun tadı kalmadı. Bu, sade efendisini kendisine lâyık görmeyen Saray adamının sözü değildir. Daha ziyade bir âlemin tükendiğini, bir zevkin, bir anlayışın, bir yaşama tarzının sona erdiğini ilândır. İkinci Mahmud devrinin musikî zevkini idare eden, eğlence modalarını o kadar zevkle ve cömertçe tanzim eden, cemiyetteki sınıf zevklerini birleştiren adam birdenbire alafrangalaşan devri ve Saray’ı kendisine yabancı bulur.” (Yaşadığım Gibi, s. 350) Değişen, farklılaşan ve yabancılaşan zevk, Leyla ile Mecnun inceliğinde bir aşkın hayatımızdan çekilmesini tabii kılacaktı. Basitleşen ve magazinleşen bir hayata karşı asaletini korumanın bir yolu da, hayata bulaşmamaktır. Bu yüzden çile ve tecrit tasavvufun en önemli unsurlarındandır. Ben çileyi hep Galata Mevlevihanesi’nin o yüksek duvarlarla çevrili avlusundaki çilehanede hayal ederim. Belki de bu kavramla, hep Şeyh Galib’in Konya’da başlayıp orada tamamladığı çileyi bağdaştırdığım için, çile denince hep bu mekânı hatırlarım. Dışarıda III. Selim döneminin olanca hızıyla süren modernleşme çabasının ürünleri, Beyoğlu’na çıkan yokuşta yeni bir hayat ve ecnebilerle dolu caddeler… İçeride Galib’in pür-dikkati, sessizliği ve zamanı nezaketle işlemesi… Birden virdin saflığını ve samimiyetini bozan bir simitçi sesi yahut bir eskicinin, artık tükenmez hayatlara talip olduğunu haykıran hayasız sesi!.. “Eskiler alırım, eskiiici!..” Oysa şairler, eski bir kentin çeşmelerini beklerler. Tarih taşlarından adları silinmesin diye, çeşmeler göz açıp kapayıncaya kadar hayatımızdan silinmesin diye. Bir taşını kırınca çeşmenin, başını yararsınız şairlerin. Bu yüzdendir hep çeşmelerle şairlerin sıcak muhabbeti: “Ya ben gidip bir çeşmeye kapansam / Ya çeşme bana açılsa / Ya çeşme gelip bende kapansa / Ya birlikte bir ağıt olsak / Kurumuş bir ağıt / Kurumuş bir kan gibi / İnsana ve kente” Şairler kentlerin sevgilisidir. Bir kente Meryem’in akşam gibi girişini onlar hissederler. Onlar hissederler güneşin ve ayın nöbet değiştirirken birbirlerine fısıldadıklarını. Geçmiş zamanda konuşup geleceği îmâ edenlerdir şairler: Şair bir dağ başından haykırıyor: Ve haberci diyor ki: N’oldu Bağdat / Nerde onu koruyan sur ve perde / İnsan ki yaşar eserde / İnsan nerde ve eser nerde / Devrilen her taş benim taşım / Yıkılan her ev benim / Benden yıkılıyor hepsi ben yıkılıyorum / Yıkılan benim (…) Neden anlamadın bütün bunları sen / Ey Bağdat’ın altın anahtarını küle çeviren… Sezai Karakoç’a verilen ödül… Dağın zirvesine ulaşmak oldukça güç. Biz bir yalın şehirde yağmura yakalanmış gibi telaşlı ve ürkek koşuşturmadayız. Bütün sevdiklerimiz gibi, hamurumuzdaki tuzun tadını da unuttuk. Çünkü metroya yetişmesek ortada kalacağız. Eve erken gitmezsek perişan olacağız. Dışarıda bin bir öfke, bizi kapatan neyse onları açan o. “Açız ve gözümüz dönmüş” diyor her biri. Aylık, faturalar ve birikmiş borçlar arasında hayat. Bizi kendi içimize bakmaktan alıkoyuyor her şey. Vitrinler ve neon ışıkları arasında bir kaldırım taşı gibi duyarsız bakıyoruz. Biz dışarıya bakıyoruz, şair içine bakıyor. Bir masal kahramanı gibi göbeğinden iniyor içindeki şehre, allı pullu, ışıl ışıl her şey. Keşfediyor böylece içini. Bize yabancı olan ne varsa ona âşinâ oluyor böylece. Biz ona “eve kapandı” diyoruz, o “deryaya açıldım” diyor. O durmadan buluyor, biz çarşıları dolaşıp habire arıyoruz. Biz mahkumiyetimizi bir zevk gibi yaşıyoruz. O, hürriyetini elinde bir tesbih gibi tutuyor. “Bütün dünya mahkûm gibi / Yalnız sen hürsün sabah yıldızı / Bizim zincirle bağlı her yanımız kolumuz kanadımız / Yalnız sen özgürsün sabah yıldızı”… Yaralı kuş kanadını ısıtacak güneşin dirilişini sabırla bekleyen ve kendi gönül sırrına gündüzden evvel ulaşan şaire selam olsun. *** Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu yılki “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”nü Sezai Karakoç’a vermesi, önemli bir kadirşinaslık örneği oldu. Geniş bir kitleyi besleyen bir şiir ve düşünce ırmağı, narin akışını asla terk etmedi. Diriliş ufuklarını samimi ve hevesli bir gençliğe tanıtıp şiirin ve düşüncenin mimarı olarak soylu bir duruş sergiledi. Bir şey beklemedi kimseden. Yalnız kaldığı dairede hastalıktan kıvrandığını da duyan olmadı, kapıcıdan başka. Sezai Karakoç, herkesin içine sinen bir takdir ve hakkı teslimle henüz hayatta iken ödüllendirildi. Yıllarca sıkıntılarla ayakta kalmaya çalışan ve ancak öldükten sonra, anma toplantılarında bir kahraman gibi anılan yazar ve şairlere kısmet olmayan bir vefâ örneği, bu ödülle Sezai Karakoç ile sergilenmiş oldu. Umarız yetkili kurum ve kuruluşlar, bundan sonra da bir köşede “kendisini unutturan” ve asla bir beklenti içine girmeyen “soylu” şair ve düşünce adamlarına daha yakın ilgi gösterirler. Hayır, sabah yıldızı Gözümüzün bebeği Gönlümüzün çiçeği Sevgili Sabah yıldızı Oyun bitmedi. Bitti sanılan bu yerde Yeniden başlayacak.

kaynak: zaman.com.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Arkadaşına Gönder!