« Önceki | Sonraki »

10/1/2007

Öncü kuşakların öncüsü: Sezai Karakoç

Yazar: Yusuf Kaplan

Türkiye`nin ve İslam dünyasının tatile çıktığı tarihten `ev`e dönebilmesi, uyuduÄŸu `kış uykusu`ndan uyanarak `kendine gelebilmesi`, silkinerek yeniden ayaÄŸa kalkabilmesi, yeniden tarih sahnesindeki onurlu yerini alabilmesi, hakiki rolünü oynayabilmesi ve kanatlandırıcı bir yürüyüşe öncülük edebilmesi için yaratıcı bir ruha ve kurucu bir iradeye ihtiyacı var; hem de ÅŸiddetle. Türkiye`de de İslam dünyasında da siyasette, kültürde, sanatta, ekonomide ve her ÅŸeyden önce ve öte düşünce hayatında dünyanın bile kayıtsız kalamayacağı, tüm dünyaya kanatlandırıcı, ufuk ve çığır açıcı bir ruh üfleyecek böylesi bir yaratıcı ruhun ve kurucu iradenin İslam olduÄŸu artık karşı konulmaz bir ÅŸekilde ortaya çıkmıştır. Türkiye`de bize bu yakıcı gerçeÄŸi gösteren ve her daim hatırlatan tek bir kiÅŸiden sözetmemiz gerekirse, bu kutlu kiÅŸi hiç kuÅŸkuya yer bırakmayacak ÅŸekilde üstad Sezai Karakoç`tur derim. Ben böyle düşünüyorum düşünmesine ama Sezai Karakoç`un genç kuÅŸaklar tarafından hakettiÄŸi ilgiyi görmediÄŸini, Türkiye`deki düşünce hayatı konusunda bir ÅŸeyler söyleme makamında olan kiÅŸilerce de hakettiÄŸi yerin ıslandığını görüyor ve kahroluyorum. Derslerimde, sohbetlerimde, konferanslarımda muhataplarıma ilk sorduÄŸum sorulardan biri Sezai Karakoç`u ne kadar tanıdıkları sorusu oluyor. Bugüne kadar aldığım cevaplar, beni ÅŸoke eden türden cevaplar oldu. Ben, modernliÄŸin meydan okumasından sonraki son iki-üç asırlık süreçte çıkarabildiÄŸimiz en büyük düşünürlerden biri, belki de birincisi olarak görülmesi gereken Sezai Karakoç`un bütün kuÅŸaklar tarafından iyi tanındığı ÅŸeklinde bir kanaate sahiptim… İngiltere`deyken öyle anlar oluyordu ki, geceleri uykum kaçıyor, `mutlaka üstada gitmem gerekir; hayır arkadaÅŸ, derhal toparlan, atla uçaÄŸa ve soluÄŸu üstadın yanında al` diyordum kendi kendime… Üstadın zamana ve mekana meydan okuyan o `kavrayan duyguyu onaran`, `metafizik ürperti` ve `metafizik gerilim ÅŸartı` aşılayan metinleri, ÅŸiirleri, zihni keÅŸifleri ve yolculukları beni yerimde hop oturtup hop kaldırtıyor, uykularımı alt üst ediyordu… Ancak İngiltere`den döndüğümde üstadın yılardır bende çaktırdığı kıvılcımların özellikle genç kuÅŸaklarda ve öncekilerinde benzerlerini göremeyince tek kelimeyle yıkıldım. Bu kadar ruhsuzlaÅŸabilecek insanlar mıydık biz? Ve medeniyet tasavvuru çalışmasına hasbel kader soyununca bütün arkadaÅŸlara iÅŸe önce Sezai Karakoç`un külliyatını devirmekle baÅŸlamamızın kaçınılmaz olduÄŸunu söyledim. Bu satırları yazarken bile fena halde tedirgin edici bir halet-i ruhiye içinde olduÄŸumu açıkça itiraf etmek zorundayım: Sezai Karakoç`un böyle bir yazıya ihtiyacı var mı? Elbette ki yok… Ben Sezai Karakoç`u hakkıyla anlatabilecek biri olduÄŸumu da pek sanmıyorum. Ancak yapılması gereken bir ÅŸey var: Vefa borcumu ödemek. Hiç olmazsa bunu yapabilirim; yapmak zorundayım. Sezai Karakoç, en az iki kuÅŸağın öncülüğünü yapmış bir düşünürdür: Bizden önceki kuÅŸak ve bizim içinde yeraldığımız kuÅŸak. Bu iki kuÅŸak Sezai Karakoç`un diriliÅŸ ruhunu ve ilhamını hakkıyla kavrayabildi mi, bundan pek emin deÄŸilim. Ama bizden sonraki kuÅŸakların Sezai Karakoç`u daha iyi kavrayabileceÄŸini düşünüyorum: Üstad Necip Fazıl`ın çaktığı, Sezai Karakoç`un tutuÅŸturduÄŸu kıvılcımı, bizden sonraki kuÅŸakların bir `yitik cennet` icadı, bir `kıyamet aşısı` aşılaması yapabilecek bir susuzluÄŸa, bir susamışlığa sahip olduÄŸunu görüyorum. Bu kuÅŸağın sahip olduÄŸu susuzluÄŸun, susamışlığın diriliÅŸ ruhunun vereceÄŸi ilhama, o yaratıcı ruha ve kurucu iradeye diÄŸer kuÅŸaklardan çok daha fazla ihtiyaç hissettiÄŸini, bu ihtiyacı farkettiÄŸi an bu kuÅŸağın kutlu atlara binip dört nala koÅŸmaya baÅŸlayacağını görüyor gibiyim… O yüzden bu yeni kuÅŸağın Sezai Karakoç`u çok iyi tanıması gerekiyor; hemen, derhal ve ÅŸimdi! Peki, Sezai Karakoç neden önemli? Her ÅŸeyden önce, Sezai Karakoç, öncü kuÅŸakların öncüsüdür: Dün, bugün ve gelecek öncü kuÅŸakların. Çünkü daha önce özetlemeye çalıştığım `peygamberi misyon`un tanık, özne ve öncü özelliklerini kiÅŸiliÄŸinde, eserlerinde ve eylemlerinde toplayabilen, son iki-üç asırlık zaman diliminin en büyük mütefekkiridir. Burada `abarttığımı düşünenler çıkabilir mi acaba?` diye kendi kendime sormadan edemiyorum. Hayır, abartmıyorum. Zaman geçtikçe bunun abartıyla filan ilgisinin olmadığı daha iyi anlaşılacak… Sezai Karakoç, vahyi, vahyin kaynağını oluÅŸturduÄŸu İslam medeniyetini bütün yönleriyle ve boyutlarıyla, bütün incelikleriyle ve derinlikleriyle, bütün pınarlarıyla ve damarlarıyla kavrayabilmiÅŸ; çaÄŸa yaratıcı bir ruh ve kurucu bir irade üfleyebilecek bir dille sunabilmiÅŸ büyük bir mütefekkir, sanatçı, tarih felsefecisi ve estettir: Åžeyh Galip`ten sonra Leyla ve Mecnun`u yazabilmiÅŸ tek sanatçıdır. İbn Haldun`dan sonra İslam medeniyetinin yüzü aynı anda geçmiÅŸe ve geleceÄŸe dönük gramerini çıkarabilmiÅŸ tek tarih felsefecisidir. Bütün bunları mümkün kılan ve İbn Haldun`dan bu yana sadece Sezai Karakoç`un yaptığı bir ÅŸey var: BaÅŸta hakim Batı kültürü olmak üzere, insanlık tarihindeki belli baÅŸlı gelmiÅŸ geçmiÅŸ medeniyetlerin sanattan günlük hayatın iÅŸleyiÅŸine, düşünce ufuklarından tarihi derinliklerine kadar anlam haritalarını ve anlamlandırma pratiklerini özlü bir ÅŸekilde çıkarabilmiÅŸ, medeniyetlerin destanını yazabilmiÅŸ en büyük bilge kiÅŸimizdir. Hem çağının; hem de kadim medeniyetlerin çaÄŸlarının tanığı bir bilge kiÅŸi. Üstad Sezai Karakoç`ta İslam dünyasının çaÄŸdaÅŸ düşünürlerinde ve öncülerinde gözlenen ufuk darlığının izlerini bile görebilmek, Batılı, özellikle de Marksist literatürün gelip geçici izlerine bile rastlayabilmek imkansızdır. O yüzden aşıladığı diriliÅŸ ruhu ve mayası, çaÄŸdaÅŸlarında gözlenen reaksiyoner ve savunmacı marazileklerle malul deÄŸildir. Bu nedenledir ki, çaÄŸdaÅŸlarında gözlenen, ideolojilerin yan ürünü olan selefiliÄŸin yol kesen tuzaklarının, nefes tıkayan bariyerlerinin izlerini, Sezai Karakoç`ta göremezsiniz. Üstad, dünün, bugünün ve geleceÄŸin kuÅŸaklarının her daim yeni bir ruh bulabilecekleri, her daim yeniden kanatlanmalarını mümkün kılabilecek geleceÄŸin çaÄŸlarına yön ve ÅŸekil verecek, yaratıcı bir ruh ve kurucu bir irade hediye edecek, aynı anda hem fizik, hem de metafizik dünyaların kıvrımlarında, labirentlerinde, derinliklerinde, ufuklarında `at koÅŸturabilen` hakikatin sınır tanımaz gücüyle gergef gibi örülen bir medeniyet tasavvuru anıtı armaÄŸan etmiÅŸtir hepimize: Bize düşen bu anıtı, bütün bir insanlık ülkesine dikebilecek ve bütün insanlığın ülküsü katına yükseltebilecek sarsılmaz ve muhkem yolculuklara çıkmaktır. Hiçbir ÅŸeyin, hiçbir ÅŸerrin engel olamayacağı, çaÄŸları kuÅŸatacak ve kucaklayacak, herkesi sulayacak ve kanatlandıracak yolculuklara çıkabilmek. Bariyerleri birer birer aÅŸarak, herkesin yürüyebileceÄŸi koridorlar açabilmek ve herkesin konaklayabileceÄŸi kutlu konaklar inÅŸa edebilmek…

kaynak: yenisafak.com.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Arkadaşına Gönder!