24/1/2007
Samanyolunda Ziyafet
Yazar: Vedat Aydın
Her sene olduğu gibi bu sene de güzel kanatlarını çırparak geldi
Ramazan. Yeryüzünde yaşayan bizlerin, kirlenen, arızalanan, dibe vuran
ne kadar ameli varsa temizlemek, arındırmak için geldi. Taşlaşan
kalplerimizi merhamet yağmuruyla yumuşatmak için geldi. Bir adım önünü
göremeyerek kör olan gözlerimize ışık saçmak için geldi. Gıybet ederek
kirlenen dillerimizi zemzemle yıkamak için geldi.
Kapımızın eşiğinden adım atarak içeri girdi, hanemize bereket geldi.
Konukların en azizi, başımızın tacı olarak başköşeye oturdu. Gökte
açılan sofradan serdi orta yere. Kelam-ı Kadim’in huzur veren iklimiyle
kalbimiz itminana erdi. Gözlerimizin nuru çoğaldı. Daha merhametli
bakar olduk çevremize. Kardeşlik hukuku tekrar tahakkuk etti.
Dillerimiz zikirle güzelleşti. Yalan, gıybet, dedikodu hızla uzaklaştı
yanı başımızdan. Nazenin bir bakışla gönlümüzü fethetti.
Bu sene de Ramazan ayına kavuşmayı nasip eden Allah’a sonsuz hamd
olsun. Gereği gibi şükrümüzü yapmadığımız halde bize ne kadar da
güzellikler ihsan ediyor. Düşünün bir kere; gazap değil, rahmet
indiriyor katından. Ateş değil, nur saçıyor melekleri eliyle üzerimize.
Her türlü isyanımıza rağmen, Gaffar sıfatıyla günahlarımızı affediyor.
Orucu bize gönderiyor ki, azgınlaşan nefsimiz dizginlensin. Şeytani
eğilimlerimiz yerini insani yüceliklere terk etsin. Secdeye mıhlanan
alnımızla “Subhanallah” diyerek derin bir hayret, “elhamdullillah”
diyerek de gönülden şükrümüzü eda edelim.
Oruçla gelen güzelliği üstad Sezai Karakoç, o doyumsuz kitabı
“Samanyolunda Ziyafet”te o kadar güzel anlatıyor ki, insan elinden
bırakmak istemiyor. Diriliş yayınları arasından yeni baskısı çıkan
kitabı Ramazan boyunca okumak ne kadar da güzel olur! İşte bu müstesna
kitaptan bazı satırlar:
“Oruç, öyle bir ruh kalıbıdır ki, her gün, ortalığın ilk ağardığı
vakitten ilk karardığı vakte kadar, içimizi oraya yerleştiririz; orada
ruh bir biçim alacak; bir öz kazanacak, billirlaşacak; yıkanacak,
canalanacaktır. Gece dinlenecek; bir gün sonra yine aynı çerçeveye
girecek; böyle böyle; bir ay sonunda yepyeni ve taptaze bir insan
yüreği, ruhu ve vücudu olacaktır mü’minin yüreği, ruhu ve vücudu.”
(Samanyolunda Ziyafet, sh. 10).
“Her yıl bir ay için oruç mimarı bize konuk gelir. Gelir gelmez de
kollarını sıvar ve işe koyulur. Bir kahve içimlik bile beklemez,
dinlenmez. Kutsallığın işçisidir o. İlkin vücut evini şöyle bir yoklar.
Bir sarsar insanı. Öyle sarsar ki, bacalarda ne kadar birikmiş kurum
varsa dökülür. Tabiat etkisiyle gevşemiş ve kopmaya yüz tutmuş sıvalar
düşer. Yerinden oynamış kiremitler kayar. Organlar arasında, kasların
eklem yerlerinde, hareketsizliğin ve ölümün sembolü olarak gerilmiş kaç
örümcek ağı varsa yırtılır. Vücut konağı, böylece konuğun, büyük
konuğun gelmiş olduğunu bilmiş olur.” (a.g.e. sh. 29).
“Oruç geldi, öyleyse oruca yiyecek taşımalı, su sunmalı, orucun
lâmbasını yakmalı, örtüler atmalı üzerine ki, geldiğinden daha zengin
gitsin. Verdiğinden daha çok alsın. Yanına gideceği eski oruçlara
katacağı, söyleyeceği çok şeyler bulunsun. Çağımız Müslümanlarının
portresini eski çağ müminlerinin portrelerinin yanına çizecek ya, bizim
öyle bir portremizi çizsin ki, ilerde gün olur ki, o portreyi bize
gösterirler, utanmayalım ondan o zaman.” ( a.g.e. 43).
Hoş gelen, sefalar getiren Ramazanın, giderken de bizden memnun
kalacağı bir Oruç şuuruna sahip olmamızı Rabbim bizlere nasip etsin.
kaynak: vaydin.blogcu.com