23/1/2007
Sezai Karakoç’a ‘Büyük Ödül’ün Anlamı…
Yazar: Mehmet Ocaktan
Büyük şair ve mütefekkir Sezai Karakoç’a Kültür Bakanlığı ‘büyük ödülü’nün verildiğini duyduğumda müthiş bir coşku yaşadım. Çünkü, ülke olarak biz sanat edebiyat adamlarımızı, düşünürlerimizi hep kategorize ederiz, dünya görüşleri yüzünden onları yokluğa mahkum ederiz.
Mesela, Necip Fazıl ve Nazım Hikmet… Biliyoruz ki, Nazım hayatında belli ideolojik tercihler yapmış ve ‘ikinci vatan’ olarak Sovyetler’i seçmiş önemli bir Türk şairi. Yıllarca Nazım’ın ‘kızıl’ bir şair oluşunu, ‘vatan haini’ olup olmadığını konuştuk, tartıştık. Hatta zaman zaman ondan nefret ettik belki…
Kimimiz Nazım için ‘nefret türküleri’ söylerken, kimimiz de hayranlık şarkıları haykırdı. O, nefret edenler için bir ‘hain’, komünist ideolojiye gönül verenler içinse bir kahramandı. Ama kimse Nazım Hikmet’in hayatına bir bütün olarak bakmayı, ömrünün bütün basamaklarındaki değişik renklerini görmeyi denemedi.
Yine aynı şekilde Necip Fazıl da, belli bir ‘resmi’ ve ‘ideolojik’ nefretin yalnızlığına terkedilmedi mi?
Galiba, toplumsal hafızamızın bize oynadığı en büyük oyunlardan birisi, kendi değerlerimizi kendi ellerimizle yok etmemiz olsa gerek…. Biraz olsun, bizi sel sularının arasında sürükleyip götüren güncel gündemlerden kafamızı kaldırıp, arada bir ’sahici’ gündemlere de bakmak gerekiyor.
İşte, Sezai Karakoç’a verilen ‘büyük ödül’, özellikle devlet politikaları anlamında bir ‘dönüm noktası’ olması bakımından son derece önemli. Kültür Bakanı Atilla Koç’u Türkiye’nin kültür politikalarına getirdiği yeni vizyon açısından kutlamak gerekiyor. Çünkü Türkiye’nin, ekonomiden dış politikaya, siyasetten kültüre kadar pek çok alandaki geleneksel politikalarını aşarak iş yapmak o kadar zor ki…
Sezai Karakoç, yıllardır verdiği eserlerle Türkiye’nin düşünce hayatında, modern Türk şiirinde bir medeniyet derinliğini yakalamış önemli bir fikir adamı ve büyük bir şair.
Sezai Karakoç, yarım asırdır verdiği eserlerle adeta nakış gibi işleyerek, bir düşünce ve sanatın inşası için emek veriyor. Düşünce çizgisinde hiçbir kırılma yaşamadan, sessiz ama derinden bir medeniyet inşası için taş taşıyor.
Doğuyu da, Batı’yı da bir medeniyet algılaması içinde değerlendiren Sezai Karakoç, Türk-İslam uygarlığı ve kültürünün yanısıra, Doğu-Batı medeniyetlerinden, kültürlerinden de haberdardır. İslam düşüncesi hakkında derinlemesine bilgi sahibidir. Düşünce hayatının oluşumunda Muhyiddin-i Arabi, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani, Mevlana ve Said Nursi gibi büyük İslam bilginlerinin önemli rolü vardır.
Medeniyet havzalarından adeta imbikten süzercesine aldığı bilgileri, entelektüel zihninin potasından geçirerek ve yeniden şekillendirerek kendi düşünce kuramını temellendirmiştir. Bu düşüncenin adı da Diriliştir. İslamı bir bakıma uygarlık bağlamında değerlendirmek ve diğer medeniyetlerle mukayese etmek olan Diriliş düşüncesi, onun bir çok yazısında ve şiirlerinde enine boyuna ortaya konmuştur. Kısacası Diriliş, medeniyetler arası muhasebeye de yeni boyutlar kazandırmıştır.
Türk kültürüne ve sanat hayatına yıllarını vermiş, düşünce ve sanat adamlarımızı, ihdas ettikleri ‘Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’ ile onurlandıran Kültür Bakanı Atilla Koç ve müsteşar Prof. Dr. Mustafa İsen’e bir teşekkür bocumuzun olduğunu düşünüyorum.
kaynak: yenisafak.com.tr