23/1/2007
“Sezai Karakoç’a Ödül” Hakkında
Hazırlayan: Bünyamin Şen
Kültür Bakanlığı, 2006 yılı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü şair, yazar ve fikir adamı Sezai Karakoç’a verdi. Edebiyat ve fikir dünyamızın deyim yerindeyse en büyük markalarından birisi olmuş Üstad Sezai Karakoç’u anlatmaya kalkmak işin doğrusu bizi aşıyor biz ancak onun eserlerini okumakla iftihar ettiğimizi söyleyebiliriz.
Fakat burada Karakoç ile ilgili yazılanlar, konuşulanlar hakkında birkaç kelam etmeden de geçemeyeceğim . Ödül sonrası konuşulanlar birkaç noktada toplanıyordu.
Ödülün geç kalınmış bir ödül olduğunu söyleyenler olduğu gibi;Karakoç’un bu ödülü kabul edip etmeyeceği tartışma konusu yapıldı.Hatta verilen bu ödülün Kültür ve Turizm Bakanlığı için bir prestij sağlayıp sağlamadığına kafa yoranlar bile çıktı. Peki bu özel ödülle ilgili bunlar mı konuşulmalıydı? Bence hayır.Oysa ki bunların yerine; Sezai Karakoç’un fikirleri, düşünceleri , şiirleri, edebi yönü gündeme getirilmeliydi.O büyük şairin edebiyat dünyamıza getirdiği yeni sese kulak verilmeliydi.. ama bunların yerine maalesef magazine yönelik konuşmalar oldu.Bence bunlar üzücü durumlardı.
Bir başka üzücü konu da bazı yazarlarımızın Karakoç hakkında yazarken ondan, ‘eserini tamamlayan bir yazar’ olarak bahsetmesiydi. Bugün bizim neslin en çok ihtiyaç duyduğu hususlardan birisi Karakoç’un fikirlerini düşüncelerini yeni kuşakla paylaşmasıdır. Sezai Karakoç’un konuşması, tekrar yazması, fikirlerini yeniden paylaşması yeni neslin yetişmesi için de gereklidir. Karakoç eserini tamamlamamıştır. Yeni fikirler, yeni şiirler mutlaka söylemelidir. Çünkü Karakoç günümüzde hakikat meşalesini tutuşturan, hakikat meşalesini taşıyan öncülerdendir. hakikat medeniyetinin günümüzdeki önemli temsilcilerindendir.
Bu haftaki Mavera Sohbetleri’nin konusu haliyle Sezai Karakoç oldu. Programın daimi konukları Prof.Dr.Sadettin Ökten, Prof.Dr.Nazif Gürdoğan ve Doç.Dr.Kemal Sayar idi. Rasim Özdenören ve Erdem Bayazıt ise programa telefonla katılarak bu büyük şair ve fikir adamımız ile ilgili görüşlerini değerli dinleyicilerimizle paylaştılar. Mavera Sohbetleri’nin konuşmacıları Sezai Karakoç’u yakinen tanıyan,onunla çok özel hatıraları bulunan kişilerdi. Dolayısıyla program, Karakoç’a yakışır tarzda oldu. Programı yeniden dinlemek isteyenler sitemizdeki arşiv bölümünden faydalanabilirler.Şimdi isterseniz pogramımıza katılan değerli hocalarımızın Sezai Karakoç hakkında yaptıkları çok özel değerlendirmelere bir göz atalım…
Erdem Bayazıt
“Kültür Bakanlığı’nın büyük ödülünün Sezai Karakoç’a verilmesi çok yerinde olmuştur. Çünkü Sezai Karakoç gibi bir mütefekkir, O’nun gibi usta bir şair çok ender gelen türdendir ve gerçekten Türk şiirinin ufuklarını çok genişletmiştir. Ondaki metafizik boyut, tarihi boyut, o dini, kutsalı arayan ses bizim modern şiirimizin ufku olmuştur. Ve düşüncede özellikle doğu-batı muhasebesini en yetkin ve en sahih bir biçimde değerlendiren ve neticeye ulaşan bir mütefekkirimizdir. Gerçekten birinci dünya harbinden sonra İslam medeniyeti üzerine çöken karanlıkları adeta dağıtan bir şairdir. Bulutları dağıtıp, gün ışığını medeniyetimizin üzerine aksettiren bir şairdir, bir düşünce adamıdır, bir mütefekkirdir. Çok yerinde olmuştur doğrusu bu ödülün verilmesi, hatta onu sadece bir ödülle değerlendirmek küçük bir şey. O bir millete şeref veren bir şairdir hiç kuşkusuz.”
Rasim Özdenören
“Sezai Bey’e bu tür armağanlar az gelir. Türkiye’nin şu ana kadar bilebildiğim kadarıyla en büyük ödülü Kültür Bakanlığı’nın resmi devlet ödülü bu. Sezai Bey buna layıktır, bin defa layıktır, geç kalınmış bir ödül olduğunu bile söyleyebilirim. Biz, Sezai Bey’e aslında Nobel’i bile küçük görüyoruz. Sezai Bey öyle akşam-sabah yetişen isimlerden birisi değil. Sezai Bey bir milletin tarihinde birkaç yüz senede bir yetişebilen imzalardan, isimlerden, simalardan birisi. Onun gerek Türk Şiiri’ne, gerek Türk Tefekkür Hayatı’na katkıları zaman geçtikçe daha iyi anlaşılacaktır. Bugün biz o dağın eteklerinde olduğumuz için, ne kadar yüksek olduğunun çok farkına varamayabiliriz. Ama dağa tırmanmaya karar verdiğinizde ne kadar yalçın olduğunu görürüz. Bu da mesafe olarak zaman itibariyle ondan biraz uzaklaşmaya bağlı bir şey. O dağın ululuğunu görebilmek için bir zaman gerekiyor ama Kültür Bakanlığı’nın tabi bu kadirşinas teşebbüsü de bence takdire layık bir olaydır. Bazı gazetelerde, bazı duyumlarda şöyle şeyler işitiyoruz. Deniyor ki; daha önce kendisine muhtelif vesilelerle ödüller verildi fakat onu kabul etmedi acaba bunu da kabul eder mi? Bence bu hiç önemli değil burada önemli olan husus Kültür Bakanlığı’nın böyle bir davranışla kadirşinas tutum içinde bulunmuş olması, bunu ben önemsiyorum. Sezai Bey’in kabul edip etmemesi elbette kendisinin hakkı olan bir şeydir, kabul ederse de güzel bir şey, kabul etmezse de güzel bir şey. Aslında bu ödül toplantısında şöyle bir şey de konuşulmuştu ki ben canı gönülden katılıyorum buna, şayet o kabul etmezse bunu ona takdim edecek olan heyet Sezai Bey’in ayağına gider ve ödülünü orada takdim eder. Bu ne Kültür Bakanlığı’nı ve heyetini küçültür ne de bir başka yorumlara yol açmaya medar olmalıdır. Büyük bir şair, büyük bir mütefekkir. Bir nazlanma payı varsa bile, öyle düşünmüyorum ama, neticede Sezai Bey’i tanıdığımız için onun karakteriyle ilgili bir durum, böyle bir durum olsa bile bence bunu tarihi bir olay olarak kayıtlara aktarmamız gerekir. Netice itibariyle Sezai Bey dediğim gibi büyük bir şair, birkaç yüzyılda bir gelen büyük düşünürlerimizden, şairlerimizden birisidir. Bizim temel geleneğimizle irtibat kurmuştur. Ufuk açıcı şiirleri vardır. En son ‘Gün Doğmadan’ adıyla bütün şiirleri bir kitapta toplanmıştır, ki büyük bir hacim tutar, gerek o şiir toplamı ve gerekse diğer tefekkür yazıları Sezai Bey’in bu şiiri çoktan hak ettiğini, anasının sütü gibi kendisine helal olduğunu düşünüyorum ve buradan kendisine de tebriklerimi sunmak istiyorum.”
Nazif Gürdoğan
“Sezai Karakoç’un ödüllendirilmesi geç kalmış bir ödüllendirme diyebiliriz. Sezai Karakoç gerçekten Cumhuriyet döneminde şiirde, düşüncede çığır açmış bir şair, çığır açmış bir düşünürdür. Şiir kitapları, Körfez, Şah Damar, Hızır’la Kırk Saat, Taha’nın Kitabı, Gül Muştusu gibi kitaplarıdır, son yıllarda bütün şiirlerini Gün Doğmadan isimli kitabında topladı. Düşünce kitaplarının başında Diriliş Neslinin Amentüsü, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Çağ ve İlham vardır ki onlar beş altı cilttir. Günlük bir gazetede yazdığı yazılar, sütunlar vardır. Yazılar isimli kitabı yine üç kitabın bir araya getirilmesinden oluşmuş düşünce yazılarıdır. Gerçekten Sezai Karakoç şiirleriyle, düşünce yazılarıyla, Anadolu insanının, Türk toplumunun, kültüründe çığır açmış bir düşünürümüz, bir şairimizdir. Sadece şiirde ve düşüncede çığır açmış bir şair değil; Türk kültürünü dünyaya açan Sezai Karakoç çevirileriyle de önemli açılımlar yapmıştır. Dünya şiirinden seçmeler yapmıştır, batı şiirinden seçmeler yapmıştır, doğu şiirlerinden seçmeler yapmıştır, Ka’b İbn-i Züheyr’den Endülüs’e Ağıt şiiri gerçekten benim çok hoşuma gider. Batı şiirlerinden çeviriler yapmıştır. Türkiye’de son dönemde, her alanda kalıcı çalışmalar yapan, ardında onlarca, yüzlerce şiir yazan, deneme yazan, hikâye yazan bir sanatçı grubuna da öncülük yapmıştır. Sezai Karakoç Türkiye’de kültürün ana arterlerinden birini açmıştır. Yazılarında, şiirlerinde bir medeniyet hesaplaşması yapar. Genelde her yazısı bu bağlamda ele alınarak yazılmıştır, o yüzden Sezai Karakoç’a bir medeniyet savaşçısı da diyebiliriz.”
Sadettin Ökten
“Sezai Bey çok mühim bir insandır ve bu medeniyet meselesi üzerinde durması nesillerimize bir ufuk açmıştır. Bizim nesillerimiz reel hayatı gördüler ama onun dışında bir başka kültürün yaşadığını hissettiler. Biz hepimiz bu realiteyi gördük. Bu ikilem hayatımızda devam edemezdi. İşte Sezai Karakoç bu ikilemi bir neticeye ulaştıran bu hesabı bir sonuca vasıl eden zevattan çok mühim bir tanesi, bunlardan bir başkası necip fazıl, bir başkası Nurettin Topçu ama bize en yakın olduğu için biraz daha bizim dilimizi konuştuğu için biraz daha bizim söylemimize hitap ettiği için ve olayı, olguyu daha yalın ve çıplak ele aldığı için bizim nesiller için çok mühim birisidir.”
Kemal Sayar
“Sezai Karakoç bu ülkenin yetiştirdiği en büyük değerlerden bir tanesi hatta diyebiliriz ki Osmanlıdan beri devam eden, intikal eden o büyük şairler geleneğinin son temsilcisidir. Yani Baki, Şeyh Galip gibi, silsilenin günümüzdeki son temsilcisi diyebiliriz; o büyük şairlerin, anıtsal şairlerin son temsilcisi diyebiliriz. Sezai Karakoç’un orijinalliği diriliş düşüncesine duyduğu samimi inançtadır. Yani İslam toplumlarının günü geldiği zaman bir estetik hamle ile bir ruh inkılâbıyla yeniden dirileceğini ve insanlığa güzel ve diri sözler söyleyeceğine duyduğu o samimi, o güzel, o içten inançtadır. Bütün eserlerde hep bunun izlerini görürsünüz. Kendisini bir yandan İslam dünyasının düşünce geleneğine yaslar, batıyla hesaplaşır, batıyla konuşur, oradan ruh arkadaşları bulur kendisine. Biz Sezai Bey’in kitaplarıyla var oluşçu düşünceye bir adım atarız, var oluşçu düşünceyi tanırız, bu bakımdan evrensel bir aydındır. Yani batı düşüncesiyle çok düşüp kalkmış, orada çok dolaşmış, orada belki çok düşünce hafakanları yaşamış ve orayla olan meselesini halletmiş birisidir.”
kaynak: burcfm.com.tr