24/1/2007
Sezai Karakoç’a verilen Kültür bakanlığı Ödülü Üzerine
Yazar: Mahmut Balcı
Bir Kitap Kurdu olan Kültür Bakanı Atilla Koç’un öncülük yaptığı Sezai Karakoç’a verilen büyük “Kültür Sanat Ödülü”nü samimi bir girişim olarak görüyorum. Ancak ödülle birlikte onunla ilgili yazılan bazı yazılarda ve kimi konuşmalarda samimiyetsizlikler de görüyorum. Bazıları sanki Sezai Karakoç üzerinden bizzat kendine meşruiyet alanı açmaya çalışmakta.
Onu anlamak, onun görüşlerini, onun mütevazılığını, yaşadığı sorunları da paylaşmayı gerektirir. Gerçi o, hak etmediği bu tür imkanlara iltifat etmez. Ancak başkalarına fazilet dersi veren, çocukları için hiçbir fedakarlıktankaçınmayan , kazandıklarını lüks yerlerde tüketen günümüzün israfçı Müslümanlarının onun bir iki kitabına dahi sahip olmamalarını ise yadırgamaktayım. Fakat, onun sadece Monaroza şiirini ezberleyenlerin kendileri, eş ve çocukları makam araçlarıyla gösterişli bir şekilde yolculuk yapmakta. Dini hassasiyeti olmayanların onu Monaroza ile tanımalarını anlarım, ancak dindar çevrelerin de aynı yanlışlığa düşmeleri affedilecek bir hata olamaz. Karakoç’un fikirleriyle büyüyen bir çok siyasetçinin ve yerel yöneticinin bir çok lüzumsuz kitaba ve işe para harcamak, etkinlik yapmak yerine, onun kitaplarını alıp ücretsiz dağıtmak, Sezai Karakoç’u ve benzeri isimleri anlama programı düzenlemeyi vs aklediyorlar mı merak ediyorum.
Yukarıda belirttiğim gibi Kültür Bakanlığı’nın Sezai Karakoç’a ödül
vermesi çok anlamlı olmuştur. Ancak bu ödülden birkaç ay önce Necip
Fazıl gibi bir şairin yaşadığı evin, onun şiirlerini ezbere bilenlerin
çoğunlukta olduğu bir partinin iktidarı döneminde yıkılmasını ise
hatırlatmak zorundayım.
Belki herkes gibi evden yayınevine akbil kullanarak gitmekten; tramvay
beklerken kalabalıklar içinde ezilmekten rahatsız değildir. Ancak bizim
bu tür durumlardan, kendi zaaflarımızdan ötürü sıkılmamız gerekir.
Sezai Karakoç’u istismar etmenin bir yolu da onu dikkate alıyormuş
gibi yapmaktır. O, herkesi Tevhide çağırırken bir çoğumuz tam tersi
insanları öncelikle kendi cemaatine ve üstatlarına çağırmaktadır. O,
İslam birliğinden, İslam kardeşliğinden söz ederken, biz, bir çok
işimizi ayrılıklar üzerine bina etmekteyiz. Onun 1971 yılında Diriliş
Gazetesi’nde yazdığı Kurt ve Lamba isimli bir yazısını açıp
okuduğunuzda sanki bugünü anlattığı görülecektir.
Onu anlama kapasitesinden uzak olanlar önemli konularda üstadın
görüşlerini görmezlikten gelirler. Diriliş Partisi’nin yeniden
kurulacağı gündeme gelince, bazıları hemen ileri-geri konuşmaya
başladı. Doğrusu ben de üstadın bu yaştan sonra bir parti için
mesaisini harcamasını istemem. Bu ve bazı konular hakkında onun, yakın
çevresi tarafından, günümüzün gelişen bazı gerçeklerinden daha iyi
haberdar edilmesi gerekir. Ancak başkalarına tanınan
parti kurma hakkının ondan esirgenmesini ise yadırgadığımı belirtmek
istiyorum. Öncelikle amacının ne olduğunun anlaşılması gerekir diye
düşünüyorum. Keşke onun düşüncelerini gündeme getirecek vakıflar ,
dernekler ve enstitüler kurulsa da partileşmeye hiç ihtiyaç olmamış
olsa. Ancak görüyoruz ki daha Sezai Karakoç konuşmadan bazıları onun
adına konuşmaya ve projeler geliştirmeye çalışıyor.
Göreceksiniz ki ona verilen bu ödül de popüler ve magazin kültürün
dehlizleri içinde ticari bir meta olarak kullanılacaktır. İşte
hepimizin, bu istismarın ve vefasızlığın yapılmasına şiddet ve şevkle
karşı durması gerekir.
kaynak: edebiyatmezunlari.com