10/1/2007
Sezai Karakoç Nihayet Hatırlandı
Yazar: Ahmet Hakan
Tam da `Büyük şair ve fikir adamı Sezai Karakoç`u unuttular…
Ne ayıp şey` diye bir şeyler karalayacaktım ki `güzel haber`i aldım:
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Sezai Karakoç`u evinde
ziyaret etmiş… Ezberinde en az beş Sezai Karakoç şiiri bulunduğuna
inandığım Bakan Koç`un bu ziyareti `vefa` adına iyi bir başlangıç…
Umarım bundan sonra `İkinci Yeni`nin her daim küskün şairi, daha çok
hatırlanır. Böylece belki onun son zamanlardaki muazzam susuşunun
yarattığı öksüzlük hissinden de kurtulmuş oluruz. Çünkü bu milletin
Sezai Karakoç`un sesine gerçekten ihtiyacı var. Ne diyordu Mehmet Emin
Yurdakul? `Şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş
öksüz çocuk gibidir.` *** Kimdir Sezai Karakoç? Cemal Süreya`nın saygı
duyarak sevdiği yakın arkadaşıdır. Bir yanıyla `İkinci Yeni`nin
içindedir, ama bir yanıyla da Necip Fazıl`ın izindedir. Doğu`nun onurlu
çocuğudur. Dünya nimetlerinden uzak durarak yakaladığı erdemle
gururumuzu okşar. Kırılgandır, sıkılgandır. Yönünü doğu`ya çevirmiştir…
`Diriliş` adını verdiği tezle yeniden ayağa kalkmanın ve onuru
yakalamanın işaret fişeğini atmıştır. Çıkardığı dergilerle, yazdığı
kitaplarla, insanı ta derinden yakalayan şiirlerle dört başı mamur bir
`eski zaman entelektüeli`dir ve bütün eski zaman entelektüelleri gibi o
da tam olarak anlaşılamamıştır. Ama o hiçbir zaman çıkıp da `Beni hiç
kimse anlamadı, anlaşılamadım` diye ağlamamıştır. Her yenilgide biraz
inziva! Sonra toparlanıp hiçbir şey yokmuş gibi yola devam! Onun
taktiği budur. *** Ta 1950`lerde yazdığı ve fotokopileri elden elde,
kuşaktan kuşağa dolaşan o efsanevi `Monna Rosa` adlı şiir kitabı bile
tek başına onun ne kadar büyük bir şair olduğunun kanıtıdır. Sezai
Karakoç, tam 50 yıl boyunca yayımlamaktan kaçındığı `Monna Rosa` adlı
kitabını ancak 2 binli yıllarda yayımladı. Ama zaten o kitap bir rekoru
kırmıştı: Yeryüzünde hiç yayımlanmamış, sadece fotokopiyle çoğaltılarak
bu kadar çok kişiye ulaşmış bir başka kitap var mı bilmiyorum… Şimdi
bile ne zaman eski günlerden, unutulmuş aşklardan, efkardan,
melankoliden söz açılsa hemen topluluk içinden biri sessizce `Monna
Rosa`nın başlangıç dizelerini okumaya başlar: `Monna Rosa, siyah
güller, ak güller / Geyve`nin gülleri ve beyaz yatak / Kanadı kırık kuş
merhamet ister / Ah, senin yüzünden kana batacak / Monna Rosa, siyah
güller, ak güller…`
kaynak: hurriyet.com.tr