« Önceki | Sonraki »

23/1/2007

Sezai Karakoç’un Ödülü

Yazar: Yusuf Kaplan

Kültür Bakanlığı’nın Sezai Karakoç’u ödüllendirmesi, elbette ki, sevindirici bir adımdır. Sezai Karakoç, yaşayan en büyük düşünürümüz ve şairimizdir. Hem bir dili olan, hem de bir ‘dil kurmuş’ (yani iddia sahibi) bir düşünürdür Sezai Karakoç. Ancak Kültür Bakanlığı’nın Sezai Karakoç’a verdiği ödül, ona çok küçük gelen bir ödüldür. Sezai Karakoç, daha büyük ödülleri hakeden bir öncü kişidir çünkü.

Sezai Karakoç’a verilen ödülün anlamı nedir? Sezai Karakoç’un medeniyet iddiasının ve bu medeniyet iddiasından bağımsız düşünülemeyecek düşüncesinin ve şiirinin ‘resmen’ tanınması anlamına geliyor mu bu ödül? Keşke öyle olsa, ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum.

Öyle sanıyorum ki, bu ödül, üstada şairliğinden ötürü verildi; düşünürlüğünden ötürü değil. Ancak üstadın şairliğini düşünürlüğünden ayrı düşünemeyiz. Sezai Karakoç’u düşünür yapan şey, medeniyet iddiasına sahip şair Sezai Karakoç olmasıdır; şair yapan şey de, yine medeniyet iddiasına sahip düşünür Sezai Karakoç olmasıdır.

Sezai Karakoç, hem bütün insanlık çağlarını, hem ‘müslüman çağları’ seferber edebilmiş, bütün zamanların çocuğu olabilmiş ve bütün zamanları kendi çocuğu kılabilmiş tek yaşayan düşünürümüz ve sanatçımızdır. Sezai Karakoç’un bu kadar derin nefes alabilen, bu kadar bütünlüklü bir insanlık resmi çıkarabilen ve müslümanların ürettikleri tecrübeleri, kısacası geleneği ve medeniyet tecrübesini sahih bir şekilde kavrayabilen bir düşünür ve sanatçı olması, ona verilen ödülün yetersizliğini gösterir.

Bu nedenle, Sezai Karakoç’un yalnızca şairliğine ödül verilmesi, çok fazla anlam ifade etmez. Aslolan, Sezai Karakoç’u Leylâ ve Mecnûn’u Fuzûlî ve Şeyh Galip’ten sonra yazabilmiş tek şair olarak ve hem dünyanın, hem de İslâm dünyasının sorunlarını bir bütün olarak tarif edip, bir medeniyet projesi sunabilmiş bir düşünür olarak görebildiğimiz ân, ona verilen ödül, bir anlam ifade edebilir.

İslâm medeniyetinin en zirve ve en üst-dili / ifade biçimi şiirdir: İslâm medeniyeti tek şiir medeniyetidir. Şiir, bu medeniyetin hem düşünce ufkunun ve derinliğinin, hem de bütün sanatlarının, ilham verici na kaynağıdır.

O yüzden, hakîkî bir müslümanın hayatı şiirseldir. Müslümanların bütün sanatları şiirseldir. Meselâ, Mimar Sinan, büyük bir mimardır; ama aynı zamanda büyük bir şiir çağlayanının ruhundan ve gölgesinden beslenen bütüncül bir sanatçıdır da. Mimar Sinan’ı büyük mimar yapan, şiirde ulaşılan doruk noktanın içinde yaşayan ve onun yemişlerini devşiren hakîkî bir mümin ve hakîkî bir sanatçı olmasıdır. Şiir, müslüman hayatında ve müslüman’ın dünyasında, vahiy’den sonraki en sade, en özlü ama aynı zamanda da tabiatın ve kâinâtın musikisini ve anlam dünyasını da aynı anda varkılan, hissettiren, yaşatan ve varkıldıran, hissettiren, yaşattıran en derûnî dil, ifade biçimi ve söylemdir.

Bütün bunlar Sezai Karakoç’un kendi ifadeleriyle, ‘metafizik bir ürperti’ ve ‘metafizik gerilim şartı’ ile mümkün kılınabilmiştir. Modern/lik, bu anlamda şiirin düşmanıdır; ya da şiirle akrabalığı olmayan bir fizik dünya mutlaklaştırması ve sınırlandırmasıyla malul olduğu için, şiire yabancıdır. Şiire yabancı olduğu için, insana, tabiata, kâinâta, ve Tanrı’ya da yabancıdır. Modern, şiiri bilmez; ve tanımaz da. O yüzden, insanı, dünyayı ve hayatı bir vecd ruhu ile, bir vicdan muhasebesi yapabilecek bir düzeleme çıkarak kavrayabilmekten uzaktır. O yüzden, Tanrı’yı da, insanı da, tabiatı da öldürmüştür.

Modern ‘Türk’ edebiyatı, bu anlamda, şiirle akrabalığımızı kırılmaya uğratmıştır. O yğüzden, Modern primitif Türk şiirinin babası, Orhan Veli’nin İstanbul’u İslâm medeniyetinin ruh ve vecd coğrayasının, adalet, ihsan ve cemal / güzellik coğrafyasının İstanbul’u değildir. Herhangi bir yerdir. Sıradan bir yerdir. Ruhu çalınmış bir yerdir.

Dolayısıyla, Sezai Karakoç’a verilmiş ya da verilecek bir ödül, bu anlamda bir şiir medeniyetinin bayraktarı, zirvesi, diriliş eri olarak tanındığı zaman bir anlam ifade edebilir.

kaynak: yenisafak.com.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Arkadaşına Gönder!