8/1/2007
Sezai Karakoç’un Şiirlerinde Hz. İsâ-Hz. Meryem
Yazar: Sezai Coşkun
Hıristiyanlık sonrası batı
edebiyatı, büyük oranda bu dinin etrafında oluşturulan inanç ve değerler
sistemi üzerinde yükselmiştir. İki bin yıllık tarihi içerisinde, ister inansın
ister inanmasın, batı sanatkârı, Hıristiyanlıktan aldığı motifleri kullanarak
sanatını inşa etmiştir. Tarık Buğra, bir denemesinde, Sartre’ın, Camus’nun dahi
dine kayıtsız kalamadığını belirterek, ‘Hıristiyanlık olmasaydı, Dostoyevski de
olmazdı.’1 demiş ve sanat ile dinin sıkı münasebetine dikkatleri çekmiştir.
Ancak Türk edebiyatında dinin, zenginliğiyle bu alanda yer aldığını görmek
zordur. Özellikle son yüz yıllık medeniyet macerasında Türk yazarının din ile
münasebetini minimum düzeye indirmesi, birçok yazarın tümden kesmesi, bu
insanların dinin sanat ve edebiyat için teklif ettiği zengin çağrışımlar
dünyasından mahrum kalmasını da beraberinde getirmiştir. Öyle ki Jusdanis’in,
sanat dünyasında, belli kurallar etrafında kesin daireler oluşturma ve ‘değerli
olanları’ o kurallara göre belirleme anlamında kullandığı ‘Kanon’ düşüncesinin
Türk yazarı açısından başlıca uygulama alanlarından birinin din etrafında yoğunlaştığını
söylemek mümkündür.
Post-modernizm dönemiyle beraber tüm dünyada egzotizm merakı ile, seküler
bir mahiyette temellendirilen metafiziğe yönelik bir yoğunlaşma gözlemlenir. Bu
akımdan Türk yazarı da etkilenmiştir. Özellikle post-modernizmin teklif ettiği
rölatif dünyaya, tasavvufun bazı ilkelerinin uyuşuyor gibi gözükmesi,
tasavvufun post-modernist bir öge olarak kullanılmasını netice vermiştir ki bu
dinin öğelerinden faydalanarak edebî eser inşa etme değil, dinin ögelerini,
hakim edebî anlayış çerçevesinde yeniden inşa etmektir.
Bütün bu durumla beraber Türk yazarları içerisinde dinin sunduğu çağrışımlar
dünyasını kullanan yazarlar vardır. Cumhuriyet dönemine bakıldığında bunun
örneklerini görmek mümkündür. Çalışmamız daha ziyade Hıristiyan kültürün
kullanımına yoğunlaştığından bu konu üzerinde duracağız.
Batı edebiyatını okuyan birçok Türk yazar, batının mitolojisini ve din
değerlerini (Bu din değerleri birçok yazarda mitolojik bir hüviyet kazanarak
yer alır.) eserlerinde kullanmıştır. Halide Edip’ten İkinci Yeni şiirine birçok
sanatkâr Kutsal Kitap etrafında gelişen kültürü/mitolojiyi kendi anlayışları
içerisinde sunmuşlardır. Burada şu ayrım belirtilmelidir. Hırıstiyanî ögeler,
İslâmî ögelere göre daha çok kullanılmıştır. Bunun sebebi olarak, yeni dönemle
beraber reddedilen geleneğin önemli yapıcı unsurlarından birinin de İslâm dini
olmasını saymak mümkündür. Bazı sanatkârlar her iki dinin dünyasını da
kullanmıştır. Hem İslâmî ögeleri hem de Hıristiyanî ögeleri kullanan
sanatkârlardan biri de Sezai Karakoç’tur. Bu çalışmada Sezai Karakoç’un
Hıristiyan kültürünün iki temel unsuru olan Hz. İsâ ve Hz. Meryem’i şiirlerinde
ne şekilde ele aldığı hususu üzerinde durulacaktır.2
Sezai Karakoç, hemen hemen bütün şiirlerinde bir
medeniyet tasavvurunu dile getirmiştir. Onun şiirlerinde aşk bile bir medeniyet
tasavvurunun etrafında şekillenmiştir. Karakoç, ‘Taha’nın temsil ettiği
‘Diriliş neslini’ doğunun ve batının temel medeniyet ögeleriyle beslemek
istemiştir. Fasılalarla, bazen gazete, bazen de dergi halinde çıkardığı
Diriliş’te Karakoç, batılı yazarlardan yapılan çevirilere büyük oranda yer
vermiş, yazılarında da batılı yazarların düşüncelerini tartışmıştır.
Dolayısıyla şairin Batı medeniyetini tüm değerleriyle çok iyi bildiği
görülmektedir. Özellikle, İncil’i, Tevrat’ı ve Zebur’u, İslâm’ın bu kitaplar
hakkındaki değerlendirmeleriyle beraber şiirlerinde kullanmıştır. Şimdi Hz. İsâ
ve Hz. Meryem’in Karakoç’un şiirlerinde ne şekilde ele alındığını ayrı ayrı
ortaya koyacak ve son kısımda bir değerlendirme yapacağız. Ne var ki yaptığımız
incelemede elde edilen araştırma malzemesinin tümünü bu çalışmanın ölçüleri
içerisinde kullanmak mümkün olmadı. Bu sebeple ana ve ara başlıklar, genel
değerlendirmeler ve birkaç örnekle ortaya konuldu. Daha geniş hacme imkân tanıyan
bir araştırmada bu ana veya ara başlıklardan herhangi biri bile tek başına
ciddi bir yekun oluşturacaktır.
Hz. İsâ
Hz. İsâ, Karkoç’un şiirlerinde çokça geçen şahıslardan biridir. Tesbit
ettiğimiz kadarıyla kırka yakın yerde Hz. İsâ söz konusu edilmektedir. Bu ele
alış özellikle Hızırla Kırk Saat ve Taha’nın Kitabı isimli kitaplarda
yoğunlaşmaktadır. Bu iki kitapta Hz. İsâ’nın ne şekilde ele alındığıyla
kitapların mahiyetleri bir araya getirildiğinde Karakoç’un Hz. İsâ’yı eserine
taşıma gayesi ve biçimi netleşmektedir. Genel hatlarıyla Hz. İsâ’nın ele alınış
biçimini dört başlık altında toplamak mümkündür
1- Doğumundaki mucizeyle Hz. İsâ
2- Peygamberlerden birisi olarak Hz. İsâ
3- Bugünkü batı medeniyetinin takdim ettiği şekliyle Hz. İsâ
4- ‘Diriliş’in temel unsurlarından Hz. İsâ veya ideal medeniyetin temel
unsurlarından Hz. İsâ
1- Doğumundaki Mucizeyle Hz. İsâ
Bilindiği gibi Hz. İsâ, insanlık tarihinde tek olan bir mucizeyle dünyaya
gelmiştir. Bu doğum, ilâhî kudretin de bir göstergesi olarak kabul edile
gelmiştir. Karakoç da Hz. İsâ’nın doğumu ile, kendi ideali olan ‘diriliş’
arasında bağlantı kurar. Şair, Hz. İsâ’nın doğumunda tecelli eden kudretin bir
neslin ‘dirilmesinde’ de tecelli edeceği inancındadır. Özellikle Taha’nın
Kitabı’nda bu doğum, vuku bulacak yeni bir doğumun kanıtı olarak sunulur:
Durun anlatayım size melekler
Taha’yı nasıl dirilttiler
Anarak İsâ’nın doğumunu 3
………..25
Taha’nın (burada ‘diriliş’ olarak kabul
edilebilir.) doğumu Hz. İsâ’nın doğumu gibi ilâhî bir kudretle
gerçekleşecektir. Taha’nın hayatına da bu ilâhî kudret, yön ve destek
vermektedir. Taha’nın ruhî kuvvetini beslediği bir kaynak da Hz. İsâ’dır:
Kerpiç evler arasında yürürken Taha
İsâ’yı düşünüyordu bir kez daha 4
Hz. İsâ, Allah’ın yoktan var edişinin, olmaz gibi gözükenin, olabileceğinin
bir delidir. Karakoç’un medeniyet tasavvuru da bugünkü dünyada, maddî çizgiler
itibarıyla, imkânsız gözükmektedir. Ama söz konusu doğumda var olan kuvvet,
bugünde kendini gösterecek ve yeni bir diriliş olacaktır. Şair bir başka yerde
de, ‘İsâ’nın gözleri görüldü Taha’da5′ diyerek Taha’ya Hz. İsâ’nın fiziksel
özelliklerini yükler.
2- Peygamberlerden Biri Olarak Hz. İsâ
Karakoç bu kapsamda Hz. İsâ’yı peygamberler silsilesi içerisinde ele alır.
Bir hakikatin devamı mahiyetinde ‘ilâhî buyruk’ kaydedilir ve Hz. İsâ kendine
mahsus özellikleriyle yer alır. Karakoç, Kur’ân’da ismi geçen hemen her
peygamberi geldiği dönem, muhatap olduğu toplum ve öne çıkan özellikleri
noktalarında şiirlerinde ele alır. Hz. İsâ da diğer peygamberler gibi önce,
Allah’ın insanlara gönderdiği ‘İlâhî hakikat’in temsilcisi olarak yer alır. O,
bir peygamber olarak bir zincirin halkası mahiyetindedir. Karakoç böylece bir
bütün olarak gördüğü ‘İlâhî medeniyet’in durmadan devam ettiğini, dolayısıyla
bugün de devam etmesi gerektiğini ima eder:
İsâ da gelmişti
Arkasında bir fosfor çizgi
Mûsâ da gelmişti
Mermer levhalar dikilmişti
İbrahim de gelmişti 6
Burada dile getirildiği şekliyle peygamberler silsilesini Karakoç’un benzer
şekilde kullanımlarına başka şiirlerinde rastlamak mümkündür. Karakoç’un bu
silsileyi ele alış gayesinin ve burada Hz. İsâ’ya vurgu yapmasının sebebi
olarak onun, medeniyeti, insanlığın var olduğu günden bu yana devam eden ilâhî
bir tasavvur olarak kabul etmesi gösterilebilir. Böylece silsile, bir devamı
işaret etmektedir.
Hz. İsâ’nın peygamberler silsilesi içerisinde
kullanımının yanırsa özelikle Hz. Mûsâ ile beraber de kullanıldığı sıklıkla
görülmektedir. Bu iki peygamberin bir arada kullanılması, bugünkü dünyada hakim
medeniyetlerin bu iki peygamberi referans almasına bağlanabilir.
3- Bugünkü Batı Medeniyetinin Takdim Ettiği Şekliyle Hz. İsâ
Sezai Karakoç, batı medeniyetinin tarihin hiçbir döneminde insanlara tam bir
mutluluk yaşatmadığı kanaatindedir. Sömürüye dayalı gördüğü batı medeniyeti
bugün Hz. İsâ’yı bile sömürmektedir. Onu asliyetinden uzaklaştırarak kendi
hedefleri doğrultusunda kullanmakta, dolaylı olarak onu ‘çarmıha germektedir.’
İsâ adına İsâ
Akşam kristali katedrallerde
Çarmıha gerilmektedir boyuna 7
Mısraları batı medeniyetinin insanlığı çarmıha gerişini yine Hz. İsâ adına
yaptığını ortaya koymaktadır. Bir başka şiirinde de ‘bakışları acıdan donmuş’
insanların olduğu bir toplumda ‘İsâ ve Meryem adına mumlar dikilirken’ diyerek
Hz. İsâ’nın ve Hz. Meryem’in mahiyetlerinden uzaklaştırıldıklarını ifade eder.
Karakoç’un batı medeniyetine yönelik eleştirisi onun tarihine kadar gider. Şair
tarihte de batının 8 Hz. İsâ’yı ve diğer peygamberleri hakkıyla
değerlendirmediği kanaatindedir:
İsrail bir tarihi gece gezerek geçirdi
Altını altın bildi
Gümüşü gümüş bildi
Elçiyi elçi bilmedi
Sonra İsâ geldi
Önce çocuk olup dedi
Sonra büyüyüp dedi 9
4- ‘Diriliş’in Temel Unsurlarından Hz. İsâ
Buraya kadar değindiğimiz kısımlarda görüldüğü gibi Hz. İsâ, hem şahsiyet
itibarıyla hem de bu dünyaya geliş şekliyle, Karakoç’un şiirinde ayrı bir
konumu haizdir. Hz. İsâ’nın ‘Diriliş’e kaynaklık edişini birkaç başlık altında
toplamak mümkündür.
a- Hz. İsâ’nın doğumu olmaz gibi gözüken bir durumun
vukuunu ortaya koyar. Dolayısıyla ‘Diriliş’ de olmaz gibi gözükse de Hz.
İsâ’nın doğumunda yatan ruh burada da olursa vukuu mümkün olacaktır.
b- Hz. İsâ diğer peygamberler gibi gönderiliş
gayesini anlatma döneminde büyük sıkıntılar çekmiş ama sonunda, çok havari
bulamazsa da, yine de muvaffak olmuştur. Bu durum, ‘Diriliş’ nesli (timsali
Taha) için bir dayanaktır. Hz. İsâ’nın yaptığı çağrışımlar, Taha’ya güç
vermektedir.
c- Yukarıda dile getirildiği şekliyle Hz. İsâ
fiziksel olarak da ‘Diriliş’ nesline kaynaklık etmektedir. Taha, bazı fiziksel
hususiyetleriyle Hz. İsâ’ya benzemektedir. Ancak Karakoç’un düşünce dünyasını
ve şiirinin tümünü göz önüne alırsak bu fiziksel benzeyişin kuvvetli bir
yakınlaşmasının tezahürü olduğunu söylemek mümkün olur.
Hz. Meryem
Bir peygamberi dünyaya getirmenin ötesinde, ona hamile kalış biçimi Hz.
Meryem’i diğer peygamber annelerinden ayrı bir konuma koymaktadır. Bir
mucizenin üzerinde gerçekleşmesi bakımından Hz. Meryem, Semavî dinlerin ortak
değerlerinden biri olmuştur. Bugünkü batı sanatında Hz. Meryem’in çokça ele
alınan bir ‘motif’ oluşu, onun bir şahıs olarak ele alınışından öte, etkisiyle
bir kültür dünyası oluşturduğunu düşündürmektedir.
Hz. Meryem gerek eski batı sanatında, gerekse son dönem batı sanatında daha
çok saflığın ve masumiyetin temsilcisi olarak kullanılmaktadır. Sezai Karakoç
da Hz. Meryem’i sıklıkla ele alan yazarlardan biridir. Tespitimize göre yirmiyi
aşkın yerde Hz. Meryem’i şiirlerinde söz konusu eden Karakoç’u, gerek sıklıkla
işleyişi, gerekse işlediği yerlerde ona yüklediği anlamlar bakımından, Türk
edebiyatında Hz. Meryem’i en çok ele alan şair diye kabul etmek de mümkündür.
Karakoç, Hz. Meryem’i onun saflığı, temizliği ve masumiyetinin yanı sıra aşkla
ilgili de ele almaktadır. Hz. Meryem’in ele alınışını dörde ayırmak mümkündür:
1- Saflığın, masumiyetin ve temizliğin timsali olarak Hz. Meryem
2- Hz. İsâ’yı doğurması hâdisesindeki mucizeyle Hz. Meryem
3- Batı medeniyeti ekseninde Hz. Meryem
4- Sevgiliyle özdeşleştirilen Hz. Meryem
Saflığın, Masumiyetin ve Temizliğin
Timsali Olarak Hz. Meryem
Konunun giriş kısmında belirtildiği gibi Hz. Meryem tüm dünya edebiyatında,
Hz. İsâ’yı dünyaya getirişi hâdisesi dolayısıyla hep saflığın ve masumiyetin
timsali olmuştur. Hz. Meryem, çağının hiçbir kirine bulaşmamış, iffetini
kurtarmıştır.
Karakoç, ideal medeniyetin ideal kadınlarında Hz.
Meryem’in özelliklerini görür:
Sonra Kur’ân okudular ayıldık
Öyle aydınlandık ki
Doğudan da batıdan da
Birden gün doğmuştu sanki
İki güneş dört aydede
Birden doğmuştu sanki
İşte o vakit kadınlar belirdi
Hepsinin adı Meryem’di 10
Karakoç’un ‘Diriliş’in kadınlarının hepsinin adını ‘Meryem’ olarak
kaydetmesi, kendi idealiyle ilgilidir. Bir temenniyi de barındıran bu yaklaşım,
Hz. Meryem’in masumiyeti üzerinde yükselmektedir. Nitekim bir başka yerde de,
Konuşacak Mehdi
Geldi derleniş günü
Derleniş toparlanış vakti
Artık her gün her gece
Bir Kadir günü ve gecesi
diye çizdiği ideal tablonun kadınlarını,
Kadınlar örtünürler Meryem örtülerini 11
mısraıyla tavsif eder. Hz. Meryem’in bu ideal hali tabiat hâdiselerine örnek
olmaktadır. Öyle ki, ‘Akşam kente bir Meryem gibi girer.’12
Hz. İsâ’yı Doğurması Hâdisesindeki Mucizeyle Hz. Meryem
Hz. İsâ’yı ele aldığımız kısımda da vurgulandığı gibi Hz. Meryem’in Hz.
İsâ’yı bu dünyaya getiriş hâdisesi, tekrarı olmamış bir mucizedir. Sezai
Karakoç, Hz. Meryem’i bu hâdise dolayısıyla iki şekilde ele alır. Birinci
şekil, Hz. İsâ münasebetiyle belirtilen örnek olma durumdur. Burada Hz. Meryem,
bir mucizenin üzerinde gerçekleştiği insandır. Aynen Hz. İsâ gibi o da bir
mucizeyi bünyesinde barındırmaktadır. Hz. İsâ nasıl ki Karakoç’un nazarında
Taha’nın kuvvet aldığı ‘gerçekleşmiş’ bir hâdiseydi, Hz. Meryem de
‘gerçekleşmiş bir hâdisedir. Bu noktada ‘dirilişe’ moral verici kuvvet
olmaktadır. Bu cümleden olarak Hz. Meryem’in Hz. İsâ’ya benzer tarzda ele
alındığını söylemek mümkündür.
Doğum hâdisesinde Karakoç’un üzerinde durduğu diğer bir nokta da Hz.
Meryem’in seçilmiş olması sebebiyle ‘kutlu bir kişi’ olmasıdır:
Yankı yapan kutlu kadın muştu sana
Bir meleğin bir sözünden gebe kalan kutlu kadın 13
‘Meleğin bir sözünden gebe kalan kutlu kadın’ Hz. Meryem bu kutsallığı, bir
üstteki bölümde dile getirilen, masumiyeti ve temizliği sebebiyle kazanmıştır.
Bu mısralara benzer başka mısralarda da Karakoç’un Hz. Meryem’in saflık ve
masumiyet sebebiyle bu mucizeye seçilişinin üzerinde durması, şairin söz konusu
vasıflara önem vermesi ve bugün de bu vasıfların olması gerektiğine dair
inancından dolayıdır.
Batı Medeniyeti Ekseninde Hz. Meryem
Karakoç’un bugünkü batı medeniyeti ekseninde Hz. Meryem’i ele alışı büyük
oranda Hz. İsâ hususundaki yaklaşımıyla örtüşmektedir. Bu konuyla alâkalı
olarak, Hz. İsâ’nın ve Hz. Meryem’in isimleri genelde birlikte kaydedilmiştir.
Tekrar olmaması için bu konu kısaca ele alındı.
Sevgiliyle Özdeşleştirilen Hz. Meryem
Sezai Karakoç aşkın ruhlar âleminde başladığı ve bu dünyada tecessüm ettiği
inancındadır. Şair, sadece maddî aşkı söz konusu eden şiir fazlaca yazmamıştır
ama aşka dair söyleyişlerin yer aldığı şiirler de az değildir. Bu durum, onun
aşkı ne şekilde ele alındığını tespit etmekle aydınlanacaktır.
Karakoç’un şiirlerine bakıldığında söz konusu edilen aşkın maddî çizgilerle
sınırlı kalmadığı görülmektedir. Onda aşk maddî aşkın hususiyetleri, manevî
aşkın hususiyetleri ve ideal medeniyet tasavvurunun ifadesi noktalarının
birleşimiyle vücud kazanan, ‘mürekkeb bir aşk’tır. Karakoç’ta aşka dair bir
söyleyiş hem maddî aşka, hem manevî aşka, hem de medeniyet aşkına uygun
düşebilmektedir. Çok bilinen bir şiiri olarak ‘Sürgün Ülkeden Başkentler
Başkentine’ şiirine bakıldığında, bu anlayış bariz olarak ortaya çıkmaktadır.
Bununla beraber Hz. Meryem’in sevgiliyle özdeş kullanımı, buraya kadar onunla
ilgili olarak kaydedilen vasıfları sebebiyledir. Hz. Meryem saflığın ve
masumiyetin timsali olması sebebiyle Karakoç’un ideal dünyasında, tüm kadınlara
örnek olduğu gibi sevgiliye de örnek olmaktadır. Şairin aşkı bir ideal halinde
örgülemesi, aşka Hz. Meryem’in vasıflarını yüklemeyi netice vermektedir. Öyle
ki bu masumiyeti ve saflığı şair, ‘Ben Meryem’in yanağındaki tüyüm.’14 diyerek
kendine de yüklemektedir. ‘Yoktur Gölgesi Türkiye’de’ başlıklı şiirinde de
Karakoç, sevgilinin bulunamaz oluşunu Hz. Meryem’in özelliklerinde hareketle
ifade eder.
İncedir billurdandır yoktur gölgesi Türkiye’de
Bir meçhul Meryem mermerden değil ama kutlu 15
Hz. Meryem’in kutluluğu, sevgiliyi de beslemektedir. Nitekim Şair medeniyet
meselesiyle ilgili olarak ideal kadını anlatırken ‘Hepsinin adı Meryem’di / İlk
defa evlendiler bizimle.’16 diyerek evleneceği kişiye Hz. Meryem’in vasıflarını
yükler. Netice olarak Hz. Meryem’in, vasıflarıyla, Karakoç için ideal sevgilide
bulunması gerek özellikleri barındırdığını söylemek mümkündür.
SONUÇ
Cumhuriyet Devri Türk şiirinin önemli temsilcilerinden olan Sezai Karakoç’un
şiirleri üzerinde yapılan bu çalışmanın ortaya koyduğu gibi şairin Batı
edebiyatının çok önemli kaynağı olan Hz. İsâ ve Hz. Meryem’i kendi
değerlendirmeleri çerçevesinde eserlerine sıklıkla taşımıştır. Karakoç’un
şiirleri üzerinde yapılan çalışmada Hz. İsâ ve Hz. Meryem’in haricindeki şahıs
isimlerini ve şiirlerinde geçen mekan isimlerini de tesbit etmeye çalıştık.
Veriler, Karakoç’un gerek isim olarak, gerekse mekan olarak çok geniş bir
yelpazeyi şiirlerine taşıdığını ortaya koydu. İsimler, batı medeniyetinin ve
doğu medeniyetinin öne çıkan şahsiyetleri; mekanlar da, bu iki medeniyetin
önemli mekanlarıdır. Özellikle isimler hususunda ciddi bir zenginlik
gözlemlenir. Öyle ki Batı düşünce tarihinde yer almış hemen her önemli şahsın
Karakoç’un şiirlerinde yer aldığını söylemek mümkündür. Bu isimler ve mekanlar,
daha ziyade, temsil ettikleri medeniyetin mukayesesi çerçevesinde ele
alınmaktadır. Hz. İsâ ve Meryem de çoğunlukla bu kapsamdadır.
Sezai Karakoç, gerek Hz. İsâ’yı gerekse Hz.
Meryem’i taşıdıkları kutsallık ve bu kutsallığın kaynağı olan ‘doğum’
mucizesiyle ilgili olarak ele alır. Karakoç’taki bu durum, Rifaterre’ın şiir
çözümleme yöntemi göz önüne alındığında net bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
Rifaterre, ‘şiirin semiyotik birliğinin, bir matrisin varyantı olduğunu söyler.
Bu matris, bir sözcük ya da bir tümce’dir. Şiir, bu matrisin bir metne
dönüşmesidir ona göre.’17 Bu cümleden olarak Karakoç’taki Hz. İsâ ve Hz. Meryem
imgesinin ‘doğum’ mucizesine indirgenebileceği ortaya çıkmaktadır. Zira her
ikisi etrafında oluşturulan bakış açısına ve değerlendirmelere dikkat
edildiğinde, ‘doğum’daki mucizenin, temelde yer aldığı görülmektedir. Örneğin,
Hz. Meryem’in gerek bir masumiyet simgesi olarak kullanılışı, gerekse bir
sevgili timsali olarak kullanılışı söz konusu mucize etrafında
şekillenmektedir. Netice olarak Sezai Karakoç’un Hz. İsâ’yı ve Hz. Meryem’i
batılı yazarlardan farklı olarak, İslâm kaynakları ekseninde ele aldığını ve
‘doğum’daki mucize etrafında ‘Diriliş’in bir ögesi olarak inşa ettiğini
söylemek mümkündür.
Dipnotlar
1. Tarık Buğra, Düşman Kazanma Sanatı, Ötüken
Neşriyat, İstanbul 2000, s. 153
2. Sezai Karakoç’un şiirlerinden yapılacak alıntılar şu
baskıya aittir.
Sezai Karakoç, Gün Doğmadan, Diriliş Yayınları, İstanbul,
2000
3. s.356
4. s.340
5. s.349
6. s.260
7. s.285
8. O dönem için söz konusu hadiseler doğuda geçmektedir.
Şair meseleyi fiziksel bir mahiyetten ziyade fikri bir mahiyette ele alır.
9. s.199
10. s.191-192
11. s.293
12. s.132
13. s.196
14. s.27
15. s.83
16. s.192
17. (Aktaran) Hilmi Yavuz, Yazın Üzerine, Bağlam Yay.
İstanbul, 1987, s. 103