24/1/2007
Üstad Sezai Karakoç
Yazar: Mehmet Nuri Yardım
O çölleri geçen, dağları aşan, gönüllere düşen bir
ideal adamıdır. Sevdası uğruna ömür tüketen, kalemini hep açık tutan,
düşüncesi için kelimelere tutunan bir söz sultanıdır. Yıllardır ilmek
ilmek Anadolu kilimini dokuyan bir sanatkârdır… Çağını sorgulayan bir
aydın, mazi ile gelecek arasında köprü olan bir mütefekkir, kâinat
kitabını toplumuna okuyan bir şairdir…
Bir çağın, yeryüzündeki mazlum milletlerin vicdanı olmak isteyen bir
münevverdir… Hoyrat ellere karşı gül bahçesinde nâdide çiçekler
yetiştiren bir bahçevan… Çorak iklimlerde susuz kalanlara nur
şerbetiyle dolu tası uzatan bir gönül sakası… Şiiri de nesri de
yücelerdeki mukaddes dâvâsını anlatmak için birer merdiven…
Diriliş düşüncesinin sanatkâr öncüsü üstad Sezai Karakoç, nesilleri
etkileyen, ardından sanatkârlar kafilesi yürüten Türk edebiyatının son
yarım yüzyılındaki çok önemli bir sanat öncüsü ve kılavuz kişisidir. O,
şair olarak öne çıkışı kadar, fikir adamı olarak nesillerin elinden
tutuşu, onları yetiştirmesi, beslemesi ve yönlendirmesiyle de çok
değerlidir.
Sezai Karakoç, 1933′te Diyarbakır Ergani’de doğdu. İlk öğrenimini
Ergani’de, orta tahsilini ise 1950’de Kahramanmaraş ve Gaziantep’te
tamamladı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni
bitirdikten sonra Maliye Bakanlığı, Mülkiye Müfettiş muavinliği,
Gelirler Genel Müdürlüğü Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu. 1965
yılında görevinden ayrılarak Babıâli’de Sabah gazetesinde fıkra
yazarlığı yaptı. 1967 ve 68 yıllarındaki yazarlığı sırasında edebî
çalışmalara da yöneldi. 1960′ta kurduğu Diriliş dergisini aralıklarla
uzun yıllar çıkardı. 1975′te Diriliş Yayınevi’ni kurarak kitaplarını
yayınlamaya başladı. 1990′da kurduğu ve Genel Başkanlığını yaptığı
Diriliş Partisi, 1997′de kapandı.
Pekçok eseri bulunan Karakoç’un şiir kitapları arasında Körfez,
Şahdamar, Hızırla Kırk Saat ve Gül Muştusu da bulunuyor. Bütün şiirleri
Gün Doğmadan adıyla tek eserde toplandı. Oyunları, hikâye ve günlük
yazıları yayınlanan Sezai Karakoç’un düşünce ürünü eserlerinden
bazılarının isimleri şöyledir: İslâmın Dirilişi, Kıyamet Aşısı, Mağara
ve Işık, Ölümden Sonra Kalkış, Ruhun Dirilişi, Çağ ve İlham, Yitik
Cennet, Diriliş Neslinin Amentüsü, Edebiyat Yazıları, Gün Saati…
Şiir, nesir, hikâye ve düşünce alanlarında güçlü eserler veren Sezai
Karakoç’un bütün kitaplarında derin bir kültür birikimi ve süzülmüş has
fikirler vardır. Aslında türleri farklı olsa da bütün kitaplarında aynı
dünya görüşünün yansımasını ve seslenişini hissederiz. Şiirde çıkış
olarak İkinci Yeni’ye dahil edilse de esasında Sezai Karakoç’un çok
daha orijinal, yeni, farklı ve üstün bir şiir tarzı vardır. Bu bakımdan
onu çağdaşlarından ayırmak ve bağımsız bir sanatkâr olarak kabul etmek
zorundayız. O horlanmış, ezilmiş, yok farz edilmiş değerleri tutup
kaldıran, savunan ve onları yücelten bir öncü kimliğine sahiptir.
Mistik şiirlerinde, metafizik arayışları barındıran nesirlerinde
kısacası bütün edebî ve fikrî verimlerinde aynı kaygıyı, aynı endişeyi,
aynı duyarlılığı hissederiz.
Sezai Karakoç, değerlerimizle birlikte insanımızı da çirkefliklerden,
bataklıklardan kurtarmak istemiştir. Kadın’a bakışı da böyledir
sanatçının. Kirletilen kavramlara inat ‘aşk’ı yüceltme çabası içinde
gördüğümüz şair, Leylâ ile Mecnun’da ‘ideal aşk’ın gerçek örneklerini
gösterir. Tasavvuftan beslenen, edeple örtülmüş, insana yakışan bir
aşktır bu.
Sezai Karakoç’ta, çağdaşı bir çok şairde görülen karamsarlık,
bedbinlik, ümitsizlik ve çaresizlikten eser yoktur. Sıkıntılara,
bunalımlara fersah fersah uzaktır. Aydınlık fikirlerle, geçmişten
günümüze akıp gelen yüksek ruh hisleriyle doludur. Madde ötesi,
metafizik yollarda yürüyen ve ümidinden hiçbir şeyi kaybetmeyen üstad
Sezai Karakoç bu konuda şöyle demektedir:
“Şair, kendinden memnun olmalı… Bu memnunluk, bir gün geçiricinin bir
ne oldum delisinin memnunluğu olmamalı. Eserin, şairini sevinçten
titretmesi demek bu. Şair eserini sevmeli.
Memnunluk ilkesinin temeli sevinç. Modacılar buna yaşama sevinci diyor.
Ben yaşatma sevinci diyorum. Ürkek bir kadını yaşatan romancı, çocuklar
gibi sevinir. Asılan bir adamı canlandıran şair de. Sevinç, en nüansı
bol duygu… Tanrı toprağa bir parça neşe verdi: İşte insan…”
“Doğunun Yedinci Oğlu” olarak târif edilen Sezai Karakoç sembolist,
kapalı şiir üslûbuyla Anadolu’yu nakış nakış işleyen üstün bir sanatçı.
Şiir coğrafyasında içinde doğup büyüdüğü Güneydoğu toprakları var.
Ortadoğu ve İslâm coğrafyası ağırlıkta, ama hep Türkiye merkezli.
Çocukluğunda gözlemlediği şark insanının geleneklerini, yaşayış
biçimini, örflerini, hayat tarzını kısacası bütünüyle insanlarını
anlatır. Çoluk çocuğuyla, erkeği kadınıyla bütün bir Anadolu insanı
ortaya çıkar mısraların arasından.
…………..
Ağız yakan özel bir peygamber çiçeği
Sultan Şehmus ve Veysel Karani
İncir yaprağıyla sildiler gözümü çocukken
Ve sen ey sıcak doğu gecelerinin bitmeyen göz ağrısı
Çocuklara mahsus çocuklara ait çocuklara dair göz ağrısı
Kırmızı mürekkebi andıran gözotu
Yalancı fakat acının yemişi kanlı göz bezleri
Türbe önlerine sahicisinden daha gerçek
Daha fizik ötesi sara taklitleri
Ve ağızlarda mecusi meşaleleri
Tembelliğin kehribarı Bitlis Saroyan
Ağızları yakan sigara ilk çağ kokan kav
Birinci dünya harbi namazı
Babamın namazı
İkinci Dünya harbi namazı
Ölümsüzlük gençlik aşısı o ikindiler
Evi sokağı çarşıyı onaran Yasin
Paslanan güneşi sığayan sûre
Eve ve ellere can veren sûre
Geceye zikzaklar çizdiren sûre
Güneşi batıran doğuran sûre
Hamile Meryemi doğurtan sûre
Evin taşlığına çiçekler serperek
Yağmuru çatıda döndüren sûre
Huzuru gece ekleyen sûre
Gece gündüz bir bekçi gibi
Ebedî bir gözcü nöbetçi gibi
Evin yüreklerinde bekleyen sûre.
Sezai Karakoç’un, bazı şiirlerinde müphem kapalı ifade tarzını
benimsediğini görüyoruz. Şaire göre, “Anlam, yeni şiirde, kendi öz
fonksiyonunu yitirmiştir. Bir uyurgezerdir, hâfızasını kaybetmiştir
belki… Gerçi yeni şiir yer yer anlamsızlığı dener. Anlam boşlukları
bırakabilir, anlam sıkıntıları çekebilir ama büsbütün anlamsız şiir
düşünülemez.”
Mükemmel ve göz kamaştırıcı mecazlar kullanan şairin şiirlerinde kaba,
argo, çirkin ve nâhoş kelime bulunmaz. Nezih bir üslûp, akıcı bir
Türkçe hemen dikkat çeker. Konuşma dilini ustalıkla kullanılır.
Sezai Karakoç’un şiirinde ve diğer bütün eserlerindeki temel motif
denilebilir ki “diriliş” düşüncesidir. Bir bakıma hayatının temel
maksadıdır bu kavram. Ancak bu sıradan bir kelime değil, zenginliği,
derinliği, enginliği ve çağrışımları sınırsız olan bir kavramdır.
İstediği “diriliş ilhamı” hayatın her alanında olmalı. Sanatta, hayatta
ve düşüncede… Ona göre kurtuluş, “ancak insanlığın İslâm’la dirilişi”
sayesinde mümkün olabilecektir. Sanatı da, şiiri de, hatta hayatı da
“diriliş” zâviyesinden ele alan Karakoç, bunun bir medeniyet meselesi
olduğunun altını çizer.
Bilindiği gibi ömrünü bu milletin, bu ümmetin ve nihayetinde bütün
insanlığın kurtuluşuna adayan ideal, dâvâ, tefekkür ve sanat adamı
üstad Sezai Karakoç’a, Kültür ve Turizm Bakanlığı iki gün önce çok
isabetli bir kararla “Büyük Onur Ödülü” vermiştir. Bakan Atilla Koç,
Müsteşarı Mustafa İsen ve danışmanları tarihî ve çok doğru bir karar
vermiş ve büyük takdir görmüşlerdir. Bakanlık bu ödülü verirken, çok
kıymetli bir kültür ve sanat adamının bu ödülü kabulüyle de
onurlanmıştır. Bu arada bazı hazımsızların, nasipsizlerin, bu toprağa
yabancı ruhların ödülü bir türlü kabullenemedikleri görülüyor. Birkaç
gazete, haberi buruk bir şekilde ve geçiştirerek verdi. Onlar farklı
dünyaların, aykırı iklimlerin insanları olarak elbette bu ödüle
sevinmeyeceklerdi. Ama üstad Sezai Karakoç’un eserleriyle beslenenler,
“Diriliş Nesli”nin pırıl pırıl evlatları elbette bu sonuçtan
memnundurlar. Kurban Bayramı’nda haberi Yeni Şafak’ın manşetinden
okuyan Türk milleti çifte bayram yaşamıştır. Duyduğum kadarıyla
Bakanlık, sanatkârımız için mükemmel bir prestij kitap da hazırlatıyor.
Herhalde İstanbul’da düzenlenecek bir toplantı ile hem ödülü
mütefekkirimize takdim edilecek, hem de sözkonusu eser, fikir ve
edebiyat âleminin dikkatlerine ve istifadesine sunulacaktır.
Ödülleri bekleyenler vardır, ödüllerin peşinden koşanlar da… Ama vakar
timsali ve istiğna örneği olan Sezai Karakoç fikirleri, eserleri ve
hizmetleriyle zaten çoktan gönüllerde taht kurmuş ve mükâfatların en
büyüğünü, biricik hediyeyi okuyucularından almıştır. Onun bu ödüle hiç
ihtiyacı yoktur. Ama genç nesillerin, kültür adamlarının, hatta
aydınların, daha geniş mânâda söyleyecek olursak, herkesin Sezai
Karakoç’un eserlerini okumaya, fikirlerini öğrenmeye, sanatını
kavramaya, ezelî derdini ve temel meselelerini anlamaya ihtiyacı vardır.
Sezai Karakoç’un şiirlerinden küçük bir seçme yapıp sitemizin “Şiirler”
bölümünde yayımladığımızı okuyucularımıza duyururken, üstada bu vesile
ile selâmlarımı, hürmetlerimi ve şükranlarımı arz ediyor, sözlerime
onun “Çağ ve İlham I” isimli eserinden aldığım şu satırlarla son vermek
istiyorum:
“Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz
sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, Hakikat susmayacak. Onlar
sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden
kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar, vicdan azabından
kurtulsalar, Tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından
kurtulsalar Tanrı’nın gazabından kurtulamayacaklar.”