23/1/2007
Yenilgi; Büyüyen Bir Zafer Vardır
Yazar: Recep Yazgan
“Ey yeşil sarıklı ulu hocalar/ bunu bana
öğretmediniz / Bu kesik dansa karşı bana birşey öğretmediniz / Kadının
üstün olduğu ama mutlu olamadığı günlere geldim bunu bana öğretmediniz
/ Hükümdarların hükümdarlığı için halka yalvardığı ama yine de eşsiz
zulümler işlediği vakitlere erdim / Bunu bana söylemediniz / İnsanlar
havada uçtu ama yerde öldüler / Bunu bana öğretmediniz / Kardeşim
İbrahim bana mermer putları nasıl devireceğimi öğretmişti / Ben de gün
geçmez ki birini patlatmayayım /
Ama siz kağıttaki ve kalemdekilerini / Ve sözlerdekilerini nasıl
sileceğimiöğretmediniz.” Evet, öğretmediniz. Ve ellerimiz böğrümüzde
bekler olduk. Ne yapacağımızı ve nasıl yapacağımızı bilemeden… Her
kesin ayrı bir reçetesi ve çetelesi var bu kesik dansa karşı ve her kes
manipülatör…
Büyük Doğu’yu okumaktan Diriliş’e vaktimiz kalmadı…
Büyük Doğu’yu biz ekol- okulumuz olarak kabul ettik.. Bu okulun önemli temsilcilerinden biridir bizim için Sezai Karakoç.. Ve Rasim Özdenören ve Nuri Pakdil ve Erdem Beyazıt ve Akif İnan ve Miyasoğlu…
Sezai Karakoç, Necip Fazıl’ın sentez ve tecrit cehdine ulaşamamış olsa bile orijinal bir fikir ve kıymetli bir kumaş olduğunu külliyat olarak ortaya koyduğu şiirleri ve de Diriliş örgüsü ile göstermiştir. Necip Fazıl’ın en fazla önem verdiği öğrencilerindendi. Büyük Doğu’nun çıkarılabilmesi için her türlü fedakârlığı göstermiş, hatta cebindeki harçlığı dahi bu uğurda ortaya koymuştur.
Üstad’ın “Benim Sezaim” diye iltifat ettiği Karakoç’u Türk düşünce hayatı için önemli kılan, Üstad’ın tedrisinden geçerek ve O’nun izinde bir nehir olarak akmaya devam etmesidir. Büyük Doğu fikir damarına bağlı ve ondan ayrı olarak “Diriliş” isimin verdiği kendi ekolünü oluşturmuş, azimli ve başarılı gayretkeş bir fikir adamıdır. Ne var ki Diriliş’in etkisi ve cezbesi Büyük Doğu kadar olamamıştır. Bunu sebebi ise Necip Fazıl’ın kabına sığmayan aksiyoner yönünün, Sezai Karakoç’ta olamamasıdır.
Necip Fazıl’ın kendi ifadesi ile “Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerinden kalemine kan çekerek yırtındığı, kıvrandığı ve zindanlarda çürüyerek” Anadolu steplerine serptiği Büyük Doğu tohumları gelişerek serpilmiş ve boy atarak Sezai Karakoç’lar gibi fikir devlerinin yetişmesine zemin hazırlamıştır.Kültür Bakanlığı’nın Büyük Ödülü bu sefer çok isabetli bir karar ve tavır ile Üstad Sezai Karakoç’a verilmiştir. Bu ödül Sezai Karakoç ile daha bir anlam ve daha bir kıymet kazanmıştır. Böylelikle Türk Edebiyatı’nın çıtası yükseltilmiş ve bu ödülü almak ciddi bir cesaret ve “kitaplık çapta” eserler - külliyat ortaya koymayı gerekli hale getirilmiştir. Çünkü Sezai Karakoç’un fikir ve şiir enginini aşmak hiç de kolay olmayacaktır. O’nun şiirleri edebiyatımız için sınırsız ve sonsuz bir zenginlik demektir. Her şiiri mükemmeldir ama Aşağıdaki şiiri tek kelime ile şaheserdir; Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine Senin kalbinden sürgün oldum ilkin Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Uzatma dünya sürgünümü benim Güneşi bahardan koparıp Aşkın bu en onulmazından koparıp Bir tuz bulutu gibi Savuran yüreğime Ah uzatma dünya sürgünümü benim Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil Ayaklarımdan belli Lambalar eğri Aynalar akrep meleği Zaman çarpılmış atın son hayali Ev miras değil mirasın hayaleti Ey gönlümün doğurduğu Büyüttüğü emzirdiği Kuş tüyünden Ve kuş sütünden Geceler ve gündüzlerde İnsanlığa anıt gibi yükselttiği Sevgili, En sevgili, Ey sevgili, Uzatma dünya sürgünümü benim Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında Çatı katlarında bodrum katlarında Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba Hep Kanlıca’da Emirgan’da Kandilli’nin kurşuni şafaklarında Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim Af dilemeye geldim affa layık olmasam da Ey çağdaş Kudüs (Meryem) Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha) Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi Sevgili, En sevgili, Ey sevgili Uzatma dünya sürgünümü benim Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır Aşk cellâdından ne çıkar mademki yar vardır Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır Sevgili, En sevgili, Ey sevgili.
kaynak: kupas.net